Yazar - H. Fatoş GÜRYazar - Eda DAĞDEVİRENYazar - Fulya PEKDİNÇERBeslenme

Karbonhidratlı Besinlerle İlgili Tartışmalar

Bu yazıda, yazarlarımızla tanışmamızı sağlayan eski Forum Bl.mümüzdeki beslenme ile ilgili tartışmaları bulacaksınız. Birbirimizle kıyasıya yaptığımız bu tartışmaların sonunda, hepimiz eksiklerimizi görüp, onları tamamlamak için yeni araştırmaların içine daldık. O yazıları aynen yayımlayarak, sizlerle tekrar bu konuları gözden geçirmek istedik.

Kedilerin ilk defa Mısırlılar tarafından evcilleştirildiği, tahıl ambarlarında fare ve sıçanların (büyük fare) zararlarına karşı kullanıldıkları yazılır. Kediler bu hayvanları yiyerek beslenmişlerdi. Dolayısiyle farelerin de gıdası tahıllar olduğundan kediler de indirek olarak, kısmi öğütülmüş tahılla beslenmişlerdi. Fare etinin bir kedi gıdası için en dengeli besin olduğunu hepimiz biliyoruz.

Fulya Pekdinçer: 

Herkese merhaba

Aranıza yeni katılıyorum,ilk önce hepinize minik dostlarınızla sağlıklı ve çok uzun birliktelikler dilemek istiyorum.

Fatoş hanımla yeni tanıştık. Sizlere bir kez de benim nasıl mama hazırladığımı anlatmamı istedi. Yanlış anlamanızı istemem, ben de hepiniz gibi kedi sahibiyim ve veteriner değilim. Ortak paydamız ev mamasına geçmek olunca bilgi alışverişinin hepimiz için yararlı olacağına inanıyoruz.

13 yaşındaki kedimi kanserden kaybettikten sonra yeni aldığım kedimi sadece ev mamasıyla beslemeye başladım. Onu aldıktan sonra aylarca araştırmaya devam ettim çünkü internette yabancı sitelere girdiğinizde çeşitli mama üreticisi firmaların finanse ettiği sayfalar çoğunlukta ama detaylı araştırınca doğruları çekebiliyorsunuz.

Ev maması yapımı için standart bir reçete vermek mümkün değil çünkü kimimizin kedisi yaşlı, kimimizin genç, kısırlaştırılmış veya kısırlaştırılmamış olmaları, herhangi bir hastalığı olup olmaması, genetik yatkınlıkları, sadece evde mi yaşıyor yoksa sokağa mı gidip geliyor bunların hepsi önemli çünkü ona göre bir beslenme oluşturmamız en doğrusu.

En önemli konu kedilerin etobur hayvanlar olduğunu düşünüp oradan yola çıkmamız. Protein – sebze ve tahıldan oluşan bir mama hazırlıyoruz. Bunun 2/3’si protein olurken kalan 1/3 lük kısım sebze ve tahıldan oluşacak. Bu sağlıklı ve genç bir kedi için geçerli bir oran ama böbreklerinde veya karaciğerinde problem yaşayan bir kedide protein oranını düşürmemiz gerekiyor. Kısırlaştırılmış kedilerde yine tavsiye edilen çok yüksek protein vermemek çünkü yüksek protein böbrekleri susuz bırakıyor. Sokak kedisiyle ev kedisinin protein gereksinimi aynı olamaz. Aynı enerjiyi harcamaları mümkün değil. İşte bu yüzden hepimiz kedilerimizin durumuna göre farklı mama hazırlamalıyız. Ben evde üç ayrı çeşit ama hazırlıyorum. 3 – 4 aylık bebeklerimiz var, onlara yüksek proteinli mamalar hazırlarken kısırlaştırılmış kedilerim için proteini biraz daha düşük tutuyorum gibi. Başımıza gelen talihsiz bir durum yüzünden karaciğer değerlerinden biri bir kedimde kan testinde yüksek çıkmıştı. Veterinerimiz tedavi vermiyorum ama proteini koklatacaksiniz demişti. Dediğini yaptım ama farklı bir şey daha yaptım. Bol bol enginar ve kereviz kullandım mamalarında. Biliyorsunuz bu iki sebze karaciğerin en iyi dostudur. Şu anda benden sağlıklı maşallah.

Artık mamaya geçelim Smile

Ben her mama yapışımda üç eti aynı anda kullanıyorum. Hiç yağsız kırmızı et, hindi göğüs ve tavuk göğsü. Kırmızı eti bizimkiler sevmiyorlar o yüzden oranı daha düşük tutuyorum ve mamalarında seçemesinler diye onu da blenderdan geciriyorum. Önce etleri 1,5 saate yakın bol suda haşlıyorum. Sonra etleri tencereden alıp sebzeleri ve tahılları ekliyorum ancak düşük ısıda sadece sebzeler yumuşayıncaya kadar 15 dakika gibi bir sürede pişiriyorum. Sonra bunları blenderdan geçirip koyu bir mercimek çorbası kıvamında bir karışım elde edip, içine haşladığım etleri didikliyorum. Mama kıvamını biraz koyu tutup hemen hemen her öğünlerine yoğurt ekleyip veriyorum onlara. Mineral kaybına neden olmamak için mamalarını benmari usulü, sıcak suyun içinde ılıtıp veriyorum. Haftada iki gün yarımşar yumurta sarısı mutlaka veriyorum yine. 3 öğün besliyorum ama ayrıca bir de hergün kahvaltı öğünümüz var. Her çeşit tuzsuz peynir, bazen kaymak ve tereyağını çok severek yiyorlar. Salam,sosis vs. gibi şarküteri ürünlerinin tadını bile bilmiyorlar.Çok taze balık bulduğum zaman fırında ya da tavada pişirip veriyorum. Tavada yaparsam 1 tatlı kaşığı kadar sıvıyağ kullanıyorum sadece. Balık fosforca zengin olduğu için aşırıya kaçmamalıyız. Sakatat hiç kullanmıyorum. Karaciğer en fazla haftada bir önerilir ama bütün ilaç ve hormon gibi her türlü zararlı maddelerin birikim organı olduğu için sizlerin de kullanmanızı önermem. Bazı tariflerde yağlı etler ve kuzu etleri önerilir ama ben mümkün olduğu kadar bundan kaçıyorum, şişmanlatmak istemiyorum. Bir kere hata yapıp hindi budu vermiştim bağırsaklarını bozdular. Onlar da tolere edemiyorlar. 3 günlük mama yapıyorum ve sadece 2 yemek kaşığı zeytinyağı kullanıyorum tüm mamada. Hiçbir mamada tek çeşit tahıl kullanmıyorum. Pirinç, makarna, bulgur, yulaf ezmesi, mercimek küçük oranlarda ama hep birlikte kullanıyorum. Bu oranı kedi sayıma göre ayarlıyorum. Sebzeleri hep çok çeşitli ve mevsiminde kullanmaktan yanayım, herbirinden alacakları vitamin ve mineraller vardır diye düşünüyorum. Havuç ve bezelyeyi yüksek şeker oranları yüzünden birer avuçtan fazla kullanmıyorum. Buna sizlerin de dikkat etmeniz lazım. Sizler de benim gibi yapıp pirinci yine tek başına kullanmayın. İnsülin hormonunu uyarmamak için hemen kana karışmayacak şekilde ya kabuklu pirinç kullanabilirsiniz ya da bulgur, makarna karıştırabilirseniz kandaki emilimini geciktirebilirsiniz. Tahil deyip gecmeyin, B bvitaminine onların çok ihtiyaçları var. Maydanoz benim vazgeçilmezim. Sapıyla birlikte yıkayıp poşetlere bölerek derin dondurucuya koyuyorum ve her mamada 1/3 demet gibi bir ölçüde kullanıyorum. İdrar yollarını açıcı faydası nedeniyle sizlere de öneririm.

Biliyorsunuz yeşil yapraklı sebzelerde magnezyum oranı yüksektir, bu yüzden ıspanak, semizotundan kaçının. Kedilerin idrar ph’ını bozuyor ve taş oluşmasına neden oluyor. Kullanmamanız gereken sebzeleri ev mamasına yeni geçiş yapacak arkadaşlarım için yazmak istiyorum. Soğan, sarmısak, pırasa, taze soğan, domates, patlıcan kesinlikle kullanılmamaması gerekiyor. Soğan ve türevlerinin kedilerde kırmızı kan hücrelerini öldürmesi nedeniyle anemiye neden olması, patlıcan içeriğindeki nikotinin son derece zararlı olması gibi.

Diyabet hastası kediler konusunda bir deneyimim yok ama ne kadar bol lifli mama hazırlayabilirsek kana karışması gecikecek ve çok daha dengeli bir emilim sağlayacak. Bu tür beslenmede bağırsaklar ve böbrekler mükemmel çalışıyor. Lifler bağırsaklara yardımcıyken, içeriğinde yüksek oranda su bulunan mamalar böbreklerin de mükemmel koruyucusu oluyor. Bol çişe çıkıyorlar ve tortu vs. gibi birikimler olmuyor. Onların fasulye tanesi büyüklüğündeki böbrekleri ve kıl gibi incecik idrar yollarına çok dikkat etmeliyiz.

Bu tür bir beslenmede vitamin desteği de sağlamak gerekir mi diye sorabilirsiniz. Ben zaman zaman, 2 ay gibi ara vererek multivitamin desteği yapıyorum ama aşırıya kaçmamak lazım. Bu bizler için de geçerli.

Beslenme konusu çok geniş ve detaylı bir konu. Eksik bir şeyler anlatmış olmaktan korkuyorum. Dilerseniz daha sonra hep birlikte devam edelim ve kafamızda herhangi bir soru işareti bırakmayalım.

Herkese sonsuz sevgilerimle…


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

Hoşgeldiniz Fulya Hn.,

Sizi aramızda görmekten biz de çok mutlu olduk. Aslında bu konuyu geniş bir katılımla tartışabilsek, eminim en doğruyu bulacağız.

Benim sormak ve yazmak istediklerim şunlar:

Doğru ev maması ile beslemek için, referansımız onların doğadaki beslenme şekilleri. Farklılıklar da burada ortaya çıkıyor. Gerek yurt dışında, gerekse yurt içinde, içerik konusunda farklı yaklaşımlar var. Şu soruların cevapları bizi doğrulara götürür mü acaba?

Doğada küçük kediler ne yerler?:

Küçük hayvanları avlar (fare, tavşan, yılan, kuş vb), onların hemen herşeyini yerler (tüyleri dahil).

Bu hayvanların genel yapıları nasıldır?:

Kaslı, az yağlı, güçlü kemikli.

Doğadaki kediler nasıldır?:

Kaslı, az yağlı, çevik.

Gerekli vitamin, mineral vs.i nasıl alırlar?:

Taze et ve kandan.

Karbonhidrat alırlar mı?:

Hayır.

Sebze yerler mi?:

Hayır. Ot bile yemezler. Yuttukları tüyleri de, avlarının kemikleri ve tüyleri aracılığıyla çıkarırlar.

Evdeki kedilerimiz?:

Hiç dışarı çıkmayanların aktiviteleri az, daha yağlı.

Nasıl beslenirler?:

Çoğunlukla pişmiş gıdalar ve vit/min. takviyesi ile.

Pişmiş gıdaların besin değeri?: Yok. Tok tutar. Yani beslenme değil, doygunluk yaratırlar.

O halde ev mamalarımıza kattığımız tahıl ve sebzeleri neye göre kullanacağız?

Ben işte bu noktada şaşırıyorum Surprised. Evet biz onlara pişmiş gıdalar vermek zorunda kalıyoruz, vit/min. desteği şart. Ama tahıl?

Rahmetli Meliha Yılmaz, evdeki kedi ve köpeklerine bol mercimekli sebzeli mamalar yapardı. İlk onda görmüştüm.

Soru ve cevaplarımda yanlışlar olabilir, bence burada bunları tartışalım, çok yararlı sonuçlar alacağız.


Fulya Pekdinçer: 

Evlerimizde beslediğimiz kedilerle doğadaki vahşi kediler aynı değiller. Evdeki kedilerimiz av peşinde koşmuyorlar, soğuk hava ile doğada bir mücadele vermiyorlar, diğer hayvanlardan kaçıp canlarını kurtarma gibi bir mücadele vermiyorlar. Yani doğadaki gibi fazla enerji gereksinimleri yok.

Dış kaynakları taradığımızda, bu konuda çok farklı fikirler öne sürülüyor. Çiğ besleme, doğadaki beslenme tarzlarına en yakın olduğu iddiasıyla çok revaçta. Çiğ beslemede etleri 72 saat minimum -4 derecede dondurarak kullanmamız öneriliyor. Birçok sitelerde reçeteler veriliyor ve çoğu da para karşılığında kedimizin yaşına, cinsine, cinsiyetine ve hastalığı olup olmamasına bakarak özel reçeteler yazıyorlar.

Ancak doğadaki çiğ beslenme ile bizim çiğ beslememiz denk olamaz. Bir kere onlar avlayıp taze taze yiyorlar, bu şans bizde yok. Yedikleri et vücut sıcaklığında, bizim bu şansımız da yok. Organlar nerede, onlar da yok. Elimizde parça halinde dondurulmuş et var.

Çiğ beslenmeyi savunanlar şöyle bir tez atıyorlar ortaya, diyorlar ki kedi beslenmesinde karbonhidrata gerek yok. Hatta bazı sorular da soruyorlar.

          Karbonhidratların kedilerde bağışıklık sisteminin oluşmasına bir faydası var mı – hayır yok

          Tahıllar kas mı yapıyor – hayır yapmıyor

          Hücreleri yenileyebiliyor mu – hayır

          Deri sorunlarına bir faydası var mı – hayır

          Tahıllar kedilerde mükemmel bir beslenme mi sağlıyor – hayır- Doygunluk veriyor mu – evet

Sözün kısası, o zaman kedi beslenmesinde karbonhidrata ne gerek var diyorlar ve karbonhidrat katkısız bir beslenme oluşturuyorlar. Hatta daha da ileri gidip obezite gibi, şeker gibi birçok hastalıkları da karbonhidrat alımına bağlıyorlar.

Günümüz kedi anatomisine ve fizyolojisine baktığımızda kedilerin karbonhidratları çok iyi bir şekilde sindirebildiklerini gösteren ve adaptasyonlarını çok net ortaya koyan deliller var ki en birinci sırada bebeklerin annelerinden aldıkları sütü söyleyebiliriz. Sütün içinde şeker olduğu tespit edilmiştir. Yani henüz bebekken doğal olarak karbonhidrat alıyor kediler.

Bu bize anne kedilerin emzirme döneminde, kaliteli emzirme için karbonhidrat alımının önemini gösterir.

Kedilerin pankreasları amylase enzimi salgılıyor ve bu enzimin görevi karbonhidrat yıkımı. Eğer kediler karbonhidrat yiyemiyor olsalardı, o zaman amylase üretemezlerdi.

Kedilerin bağırsakları köpeklerden daha kısadır, hatta vahşi kedilerle kıyaslandığında, onlarınkinden de kısa olduğu bilinir. Bu da yiyeceklerin çok seri metabolize edildiğini gösterir.

Kuru mamalarda %40 ve üzerinde tahıl kullanırlar. Kedilerin bu oranı %85’e kadar tolere edebildiği araştırılmıştır.

Yetişkin kedi beslenmesinde karbonhidrat gereksinimi net bir şekilde ortaya konamasa da enerji sağlaması açısından önemlidir.

Çiğ beslenmeyi savunan grup enerjiyi protein ve yağdan alsınlar, karbonhidrata ne gerek var diyorlar. Ancak sadece enerji sağlaması için değil, vücutta başka rolleri de var.

Basit ve komplex karbonhidratlar arasında çok büyük bir fark var. Basit karbonhidratlar diyabete ve obeziteye yol açıyor. Komplex karbonhidratlar iki gruba ayrılıyor.

          sindirilebilir olanlar (nişasta gibi)

          hazmı güç olanlar (lif gibi)

Komplex karbonhidratlar bir önceki yazımda da anlatmaya çalıştığım gibi yiyeceklerin vücut tarafından yavaşça emilimini sağlıyor ve sabit bir enerji veriyor. Kepekli esmer pirinç, kabuklarından ayrılmamış, rafine olmamış besinler. Bunların çok önemli bir görevi de mükemmel bağırsak temizliği yapabilmesi.

Basit karbonhidrat alımında ise bu emilim çok hızlı bir şekilde oluyor. Vücut onu hemen şekere çeviriyor ve yağa dönüştürüyor.

Bir bilgi de kedilerin karbonhidratı en çok beyaz pirinçten absorbe edebildikleri. Öyle de olsa bizim tercih etmemiz gereken rafine edilmemiş karbonhidrat olmalı.

Asla unutmamamız gereken, kedilerin protein ve yağ gereksinimleri. Bunun eksikliği sağlık problemlerine yol açar.

Bir de burada vurgulamak istediğim bir konu var. Çiğ beslemeciler yüksek proteinden yanalar ve sebzeyi çok az miktarda kullandırıyorlar. Bizlerin kedileri genelde kısırlaştırılmış kediler. Kendi veterinerimin çok fazla böbrek yıkımı yaşayan hastaları var ve onun ısrarla vurguladığı proteinin yüksek tutulmasının bu yıkımı yaptığı. Kediler etobur oldukları için eninde sonunda beslenmelerini protein ağırlıklı yapıyorlar ve böbrek yetmezliği, idrar yolları problemleri ortaya çıkıyor diyor. Yüksek protein böbreklerde su kaybına neden oluyor. Özellikle de idrar yolları tümsekli ve kısa olan kısırlaştırılmış erkek kedilerde bu sorun çok fazla çıkıyor. Ev kedilerinin çok fazla enerjiye ihtiyaçları yokken dengeli beslemek yerine neden proteini çok yüksek tutuyoruz? Elbette ki biz etobur hayvan beslediğimizi biliyoruz ve oranı ona göre ayarlıyoruz ama verdikleri %85 ve hatta üzeri oran çok yüksek değil mi? Indoor mamalar neden üretildi o zaman?

Bana öyle geliyor ki, önce kedilerimizin sağlığını bozuyorlar sonra da prescription vs. mamalar çıkarıp bize pazarlıyorlar bir güzel. Çiğ beslenmeciler karbonhidrata gerek yok derlerken ve hatta sindirmek için gereksiz salgılamalar yapıyorlar diye kafamızı karıştırırken, böbrek hastası kediler için üretilen k/d mamalarda beyaz pirinçten geçilmiyor. Protein dengesini başka türlü ayarlayamıyorlar herhalde. Az protein, az sebzede hayvancağız bir de açlıktan ölmesin mantığıyla mı kullanıyorlar pirinci acaba???

Hazır mama üreticilerinden, bu işi para kazanmak amacıyla kedilerimizi bize uzaylı yaratıklar besliyormuşuz gibi çapraşık hale getiren tüccarlardan yana çok dertliyim ve onlara çok kızıyorum Yell . Dilerim hepimiz en kısa zamanda doğru yolu buluruz Innocent

Vitaminler konusunda da kendi fikrimi yazmak istiyorum. Ben dengeli ve çok çeşitli beslemeden yanayım. Vitaminleri de doğal olarak almalarının en doğrusu olduğuna inanıyorum. Minicik vücutlarında dışardan verdiğimiz vitaminlerle karmaşa yaratmak ve belki de dengelerini bozmak beni çok korkutuyor. Bu yüzden zaman zaman kür gibi vitamin desteği yapıp araya en az iki ay zaman koyuyorum. Bunu da yapmamın tek nedeni eksik besleme kaygım değil, sadece bağışıklık sistemlerini güçlü tutmak. Bizlere de biliyorsunuz alfabenin her harfinden vitamin önerip kafalarımızda binbir soru işareti oluşturduktan sonra, bu defa da sakın şunu kullanmayın doz aşımında şunlar şunlar olur diye kendilerini yalanlıyorlar ve bunu çok sık yaşıyoruz. O yüzden doğal almaları bana daha mantıklı geliyor.

Tüm kedici arkadaşlarıma sevgilerimle..


Fulya PEKDİNÇER 

Kedilerin doğal yaşamlarında hangi hayvanları yiyerek beslendikleri ve avladıkları bu hayvanların da nelerle beslendiklerine bakmamız bizi doğru yola götürecektir diye düşünüyorum.

Kediler doğada kemirgen, böcek ve kuşları yiyerek beslenirler. Küçük bir kemirgenin kedi için en dengeli besin olduğu hepimizce biliniyor.

Bu durumda fare etinde neler olduğunu bilip, evlerimizde buna uygun bir mama reçetesi oluşturmamız bana çok mantıklı geliyor.

Fare etinde:

% 64 – 76 su

% 14 – 18 protein

% 6 – 18 yağ, karbonhidrat

% 1,5 mineral vardır.

Karbonhidrat yüzdesi vazgeçebileceğimiz bir yüzde değil Wink


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

Didikleme başlıyor Cool

  1. Şimdi, fare etinin kediler için önemi malum. Onların karbonhidrat aldıkları da. Ama onlar doğrudan aldıkları karb.ı işliyor, kediler de dolaylı olarak, bu işlenmiş karb.ın yararlarından yararlanıyorlar. Ama dolaylı olarak. O zaman doğrudan karb. gereksinimi yine yok. Hatta bunu şöyle de test edebiliriz: Kediler, kendileri için gerekli besinleri seçmeyi bilebiliyorlar (aç bırakılmadıkça ve mecbur edilmedikçe). Önlerine karb.lı besinleri koyduğumuzda tercih edecekler mi?
  2. Kedilerimiz doğa koşullarında yaşamadıkları için, fazla enerji de harcamıyorlar. O zaman gerçekten de niye karb ilave edelim?
  3. Çiğ gıda alımına gelince. Bazı kediciler evlerinde kedileri için av hayvanı bulunduruyorlar (Hamster), ona yakalattırıp, doğal besliyorlar. Ama bu bana hiç uymaz. Kocamla oğluma balık bile tutturmuyorumCry Çiğ beslemecilerin soru ve cevaplarına katılmamak elde değil doğrusu.
  4. Obezite ve diyabete gelince, yıllardır bu sorunu yaşayan bir kedinin annesi olarak, hazır mamalarla doğrudan ilişkisini biliyorum, benim obez ve diyabetik Tarçın’ımın.Yıllardır diyet hazır mamaların başaramadığını, 5 ayda doğal beslenme ile başardı, 3 kg (%30) verdi ve çok neşeli artık.
  5. Bebek kedilerin sütten aldıkları şeker de, onların doğrudan aldıkları karb. ile ilgili olmasa gerek. Doğada da anneler emziriyor ama yine doğrudan karb almıyorlar.
  6. Amylase konusunu araştırmadığım için bir şey diyemiyeceğim. Araştırınca, sonucunu yine buraya yazarım.
  7. Bağırsaklarının kısa olmasına rağmen, çok uzun süre karb ağırlıklı hazır mamalarla beslenen kedilerin, bağırsak tıkanıklığı ve aşırı kabızlık çekmeleri de garip. %85’e kadar tolere edebiliyorlarsa, sorun nereden kaynaklanıyor dersiniz?
  8. Kompleks ve basit karb.lar yerine, saksılara arpa ve buğday tohumu diktiğimizde, çıkan yeşillikleri yediklerinde hem doğrudan ama doğal karb. almış, hem de lifinden yararlanmış, hem de doğal B12 almış olmazlar mı? Bunu kedici arkadaşlarımıza önerebilirmiyiz?
  9. Peki yağ gereksinimleri için ne önerirsiniz?
  10. Çiğ beslemecilerin yüksek proteini, zaten beklemiş gıda olduğu için değerinden kaybetmiş, dolayısı ile de yüzdesi düşmüş olmuyor mu? Hem doğadakiler de mi böbrek sorunlu oluyorlar?
  11. k/d mamaları da hiç anlayabilmiş değilim zaten. Benim bildiğim hiç bir böbrek hastası kedi, k/d ile yaşamını sağlıklı sürdürmüş değil. En iyisi böbrekleri bozmamak.
  12. Evet gerçekten de önce sağlıkları bozuluyor, sonra da iyileştirmek için yine hazır mamalara yönlendiriliyoruz. Kısır bir döngü bu, kırılmalı. Tıpkı virüs-antivirüs programlarının üretilmesi gibi işliyor bu mekanizma sanki.
  13. Vitamin konusundaki düşüncelerinize katılıyorum. Ama aralıklı da olsa takviye yapılmalı diye düşünüyorum.
  14. Ayrıca bkz. http://www.sokakkedisi.net/beslenme4.asp

Fulya Pekdinçer

Peki sırayla didikleyelimCool

1-  Kedilerin karbonhidratı dolaylı olarak alması bizim doğrudan vermememizi neden gerektirsin ki? Peki dolaylı olarak aldıkları karbonhidrat gereksinimlerini ne ile yerine koyacağız? Bunu metabolik sistemlerinde kullanıyorlar ki anne sütünde şeker var. Ayrıca bu gruptan aldıkları vitamin ve mineralleri ne ile karşılayacağız?

Kediler neye yönlendirilirse onu yiyorlar. Dondurmaya, pudinge, kahveye alıştırılmış kediler de var. Ben bebekliklerinden itibaren mamalarında karbonhidrat kullandığım için biz makarna yediğimizde onlar da yemek istiyor. Daha net bir örnek de verebilirim. Hiçbir zaman eti tek başına onlara vermedim, sebze ve karbonhidrat kombinasyonuyla birlikte yemeye alıştıkları için önlerine tek başına et koyduğumda yemiyorlar!!!

2- Karbonhidratı sadece enerji için kullanıyor olsalardı haklısınız ama yeyeceklerinin dengeli bir şekilde emiliminde, kolon temizliğinde de görevi önemli değil mi? Yine vitamin ve mineralleri soracağım size. Onları neden es geçelim?

3- Çiğ gıdacılara çok fazla katılamıyorum çünkü onlar hazır mama üreticilerinin eksik ya da iflas etmiş yanlarını yakalayıp bir tez atıyorlar ortaya ama bir önceki yazımda anlattığım gibi doğadaki sistemi tam olarak oturtamıyorlar. Onlar kuru mamalardaki yüksek tahıldan gitmek zorundalar ki, inandırıcılıkları olsun çünkü en güzel yakalayabildikleri nokta bu. O zaman bizde onlara soralım. Dondurdukları etten kan alabiliyorlar mı? Yeni avlanmış etin yerini tutuyor mu? Bakteriler eti çözerken ne oluyor? Tüy katkısını
nasıl sağlıyorlar çünkü kediler tüylerini de yiyorlar avlarının. Bunları sağlayamıyorlarsa o zaman biz nasıl sağlıklı olduğunu düşünüp de kedilerimizi besleyeceğiz bu şekilde?

4- Obezite ve diyabet konusunda hiçbir deneyimim yok, bunu siz birebir yaşadınız. Yalnız benim burada %100 size katıldığım konu kuru mamaların buna neden olabileceği konusu. Kuru mama ile beslenen kedilerimiz sunta üzerine eklenen vitaminlerle besleniyorlar ve korkunç yağlı.Zaten ucuzluğu bize herşeyi çok net anlatıyor. Ucuza mal edebilmelerinin tek yolu tahılı çok bol kullanmaktır. Ben evde hazırladığım mamaları çok daha pahallıya mal ediyorum.


5- Sütteki şekeri yazmıştım. Doğrudan almıyorlar ama kullandıklarına göre bizim de bu gereksinimlerini yerine koymamız gerekiyor.


6- Amylase konusunu beraber araştıralım, ben de araştırmadım. Bu belki de bizler için önmeli bir çıkış noktası olabilir.

7-Bağırsak sorunu çok önemli ama onu salt karbonhidrata bağlamak bence hatalı olur. Siz bunu yaşadınız. Obezite sonra da şeker geldi değil mi?

Vücudun ihtiyacı olan enerji karbonhidrat, yağ ve protein metabolizması ile sağlanır. Bu besinlerin alınan gıdalardaki oranlarının fazlalığı yanında metabolizmada oluşan bir aksamaya bağlı olarak obezite şekillenir. (Yaşlılık da bu aksamanın önemli bir etkeni, öyle değil mi)Bu oran dengeli değilse obezite olur. Obeziteye bağlı olarak da kalp yetmezliği, şeker hastalığı ve kabızlık ortaya çıkar. Kabızlık daha çok şişman kedilerde görülür. Az posalı besin tüketimi, sıvı alımının az oluşu, fiziksel hareketsizliği kabızlığın baş etkenleridir. Kuru mamalar burada büyük sorun bence de. Zaten hiçbir canlı için kuru form bir beslenme tarzını kabul edemiyorum.

8- B12’yi zaten pek çok proteinden alıyorlar ama sizin öneriniz de mükemmel. Bir yerde, şeker hastası kedileri karbonhidratla beslemenin ateşe benzin dökmekle eş değer olduğunu okumuştum. Bu şekilde hem çiğ olarak hem de en taze haliyle almaları çok güzel.

9- Yağ gereksinimlerini hayvansal ve bitkisel gıdalardan karşılıyorlar zaten. En yağı alınmış et bile çok önemli miktarda yağ içerir. Bazıları kuzu etini önerirler ama avladıkları hayvanların yağ oranlarının kuzu etiyle uzaktan yakından alakası yoktur. Ben kendi kedilerimden biliyorum, hayatımda bir kere hindi budu verdim hepsi ishal oldu. Bu kadar yağlı bir eti tolere edemiyorlar demek ki.


10- Doğadakiler de çok yüksek protein almıyorlar zaten. Fare örneğini vermiştim. Tek fare onun bir günlük beslenme ihtiyacını karşılıyor, belki hergün de fare avlayamıyorlar. Avlanamadıkları gün belki de böcek yiyorlar. Oysa çiğ beslenme taraftarları bize mamadaki protein oranını %85 lerde tutmamızı öneriyor. Fare avladıklarında bu oranda mı protein alıyorlar?


Doğadaki kediler böbrek hastası olmuyorlardır herhalde çünkü onlar kısırlaştırılmamış kediler. Enerjilerinin % 60’ını cinsel aktiviteleriyle harcıyorlar zaten. Bizimkilerde durum çok farklı. Bizimkiler o kadar enerji alırlarsa giren enerji = çıkan enerji denklemini ne ile eşitleyeceğiz? Çiğ beslemeciler bunun da formülünü verebiliyorlar mı acaba? Bizler puma beslemiyoruz ki, kedi besliyoruz
Smile

11- Evet kesinlikle böbrekleri bozmamak lazım. Bunun tek yolu da doğru beslemeden geçiyor. Yiyeceklerinde bol sıvı aldırıp, boşaltıma yardımcı olmalıyız.


12- Haklısınız bu kısır döngüyü kımamız ve bu çarkın içinden çıkmamız lazım. Her zaman söylediğimi tekrar söylemek istiyorum, kedilerimizi etobur hayvan oldukları bilinciyle ama dengeli beslememiz lazım.

13- Vitamin konusu aslında bizim gibi sağlıklı beslemeyi seçenler için değil hazır mama üreticileri için şart olan bir seçenek. Bu konuyu bile iki grup diledikleri gibi çekiyorlar. Çiğ beslemeciler karbonhidrat almasınlar derken çeşit çeşit vitamin aldırtıyorlar ama. Neden peki? Yanında multivitaminle gezen kedi hiç görmedim. Madem doğaya uyacağız, kalsiyum da almasınlar. Ben yoğurt veya peynir yiyen kedi de hiç görmedim. Bence bilinçli bir şekilde bizi panikletmek ve onların pazarladığı ürünlere yönelmemizi sağlamak esas amaç.

14- Zaman zaman vitamin takviyesinde kesinlikle hemfikirim sizinle. Ciddi hastalıklar immun sistemin zayıfladığı yerlerde yakalıyor hep. Beslenme programları içerisinde rutin eklemeye karşıyım ben sadece, çok gereksiz buluyorum. Dengeli ve çok çeşitli besleyebilirsek sağlıklı kedilerimiz olur.


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

  1. Doğrudan verilenler, onların sindirim sistemlerini zorlamalarına neden olur. Dolaylı olarak ise, zaten karbonhidratla beslenmiş tavuk-hindi-dana vs.den alırlar, anne sütündeki şeker vb. olarak iade ederler. Vitaminleri de öyle. Pişmiş verildiğinde de, yoğurt, peynir ya da vit-mindesteği ile alırlar.
  2. Yönlendirmeye hangi canlı direnebilir ki? Bizler de fast fooda yönlendirilmiyormuyuz? Benim kedilerim de bir zamanlar önlerine konan ete değil, ota saldırırlardı. Ama artık normale döndüler.
  3. Karbonhidratların dengeli bir emilime destek olabileceği doğrudur ama yine doğalarına uydurmaya çalışırsak, daha önce yazdığım saksıda yetiştirilmiş karb.lar bu sorunun cevabı oluyor Laughing
  4. işte bu madde beni de çok üzüyor. Onlar aslında en gerekli vit-min.leri taze kandan alırlar (kan bankalarına mı abone olsak? Foot in mouth. Her gun 1 lt kan rica edeyim).  Ah bir gıdacı tartışmacımız olsaydı, eminim bunun cevabını verebilirdi. Burada yine takviye giriyor işin için. Doğru, tüy meselesi de var. Ben bunu halletmek için, çok pişirilmiş tavuk kemiği kullanıyorum. Isırıldığında sivri kırılmasın diye düdüklüde haşlıyorum. O da tüy topaklarının çıkmasına çok yardımcı.
  5. Zaten yetişkin kediler pek süt içmezler. Yoğurt ve arasıra verilen süt ile sütten alacakları şekeri yerine koyamıyormuyuz?
  6. Fare değil ama, ben çiğ et verdiğimde de kedilerim çok sık acıkmıyorlar. Yine de gerekli besinleri aldıklarını düşünüyorum. Bunu bir de biyolog ve gıdacılarla konuşmalıyız.
  7. Evet, onlara aktivite yaptırmalı ve enerjilerini atmalarını sağlamalıyız. Ama nasıl? Hele bu sıcaklarda, yaşları da epey olduğu için, biraz fazla oynatsam, nefes nefese kalıyorlar, hemen bırakıyorum. Ne zor bir iş?
  8. 12. madde de tamamen hemfikirim. Bunu başarmalıyız.
  9. Hazır mamacılar ne yaparsa yapsın, bu saatten sonra ve bütün bu yıkımları yaşadıktan sonra, hiçbiri beni daha sağlıklı bir gıda hazırladıklarına inandıramaz. Anlaşılıyor ki, pek çok konuda hemfikiriz. Karbonhidrat haricinde. Siz sınılı miktar diyorsunuz, ben hiç. Gıdacılara danışalım, ortayı bulalım Sealed.

Fulya Pekdinçer

Karbonhidratı dolaylı olarak aldıklarında onları sindirim içinyormamış oluyoruz çünkü doğal yaşantıdaki modele en uygun olanı bu ama biz doğrudan  eklersek hata mı yaparız?


O zaman amylese için detaylı bir araştırma yapalım çünkü bazı kaynaklar var, bazı kaynaklar yok diyor. Amylase üretiyorlarsa o zaman karbonhidrat konusunu aşmış oluyoruz, değil mi?


Peki benim kafama takılan bir konu var. Kedi fareyi avlarken, midendekileri ete dönüştürdün mü, seni yiyebilir miyim diye sormuyordur.


Kuş için de geçerli aynı durum. Avladıkları hayvanların midesindeki tahılları yediğinde bizim pişirerek verdiğimiz tahıldan çok mu farklı bir durum oluyor? Kediler bu tahılı nasıl tolere ediyorlar metabolik sitemlerinde?


Yine kafama takılan bir konu daha var. Kedilerin sindirim sistemleri son derece hassas, bu hepimizce malum. Kusarak veya bağırsaklarını bozarak bu tepkiyi hemen verirler.


Ben bizim bebeklerimize 1 aylıktan itibaren ev maması ile takviye yaptım. Tam 11 bebek bu şekilde beslendi. Mamalarında az tahıl, az sebze ve bol protein vardı ama sonuçta karbonhidrat hep ekledim. Bu kadar hassas bir sistemde 1 aylık bebekler nasıl tolere edebiliyorlar aldıkları karbonhidratı? Tepki vermeleri gerekmez miydi?


Doğada çok güzel bir denge var. Avlanarak hayatlarını idame ettiriyorlar ama yaşlandıkça avcılıkları yavaşlıyor, cinsel aktiviteleri azalıyor. Bu yüzden çok fazla enerji gereksinimleri olmuyor, belki böcek bile yeseler yeterli oluyor. Biz evlerimizde aynı tempoda sürekli besliyoruz!!! çoğumuz bir yaş altında kısırlaştırma operasyonlarını yaptırtıp enerji gereksinimlerini henüz o yaşlarda kisitlamış oluyoruz. Bu durumda hala yüksek proteinle beslememiz yanlış değil mi? Aldığı enerjiyi harcayamıyorlar ki.


Karbonhidratı çıkarttığımızda elimizde iki seçenek kalıyor, sebzeler ve et. Sebzeyi de çok az kullanın diyorlar. Fare etinde neler olduğu örneğini vermiştim. Oradaki denge bize önerilen beslenme biçiminde yok. Biz dengeyi bu şekilde nasıl kuracağız?


Yoğurt veya süt vererek şekeri yerine koyamıyor muyuz demişsiniz. Oldurmak istersek olur elbette ama bu pantalon uyduramadık gömlek verelim gibi olmuyor mu? Her gıda grubunun farklı işlevleri var. Biz neden kedilerimizin beslenmesini kıstlayalım?


Kan bankalarına abone olmak bence çok iyi bir fikir. Bunu aslında pet shoplar sağlamalı
Tongue outAman duymasınlar, para kazanacaklar diye katliam yapmaya kalkarlar Frown

 


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

Sanırım gıdacıların cevaplaması gereken sorulara geldik:

  1. Doğrudan verilen karbonhidrat onları yorar mı?
  2. Amylase var mı, yok mu?

Tabii ki fare ya fa kuşlara “seni yiyebilirmiyim?” diye sormuyorlar. Ama onların doğa koşulları nedeniyle silip süpürdükleri bu bölgeleri, bir süre sonra kusup çıkartmadıklarını da bilmiyoruz. 

Çıkartmıyorlarsa da muhtemelen sindirilmemiş bu besinler, bizim pişirerek verdiklerimizden değer olarak da çok farklıdır. O zaman başka bir konu daha çıkıyor ortaya: pişirilmiş karbonhidratlı gıdalar besin değerini kaybettiğine göre, sadece posa mı oluyorlar? Böyle ise, sadece itici görevi kalıyor geriye ve o zaman belirli bir miktar verilmesinde sakınca olmaz (mı?).

Karbonhidratı mecburen tolere edebildiklerini biliyoruz zaten. Öyle olmasa, kuru mamaları yiyemezlerdi. Önemli olan, bu gıdaların zorlayarak çalıştırdıkları sindirim sisteminde veya diğer organlarda nasıl bir tahribat yaptığı?

Evlerde aktivitelerinin ve enerji gereksinimlerinin azaldığı muhakkak. Biz hazır mamalarla beslediğimizde, aromaları nedeniyle gerçekten de ihtiyaçları olmadığı halde fazla yiyorlar. Ama bir kez daha altını çizerek söylemek istiyorum ki, kedilerim ev mamalarına geçtiklerinden ve hele çiğ gıda aldıklarından beri çok az yeme gereksinimi gösteriyorlar. İstediklerinde vermeme rağmen, açlık göstermiyorlar. Bunun tek kanıtı Tarçın değil, diğer kedilerim de kilo verdi ve son derece sağlıklı görünümleri var. Hepsinin artık bel çukuru var. Bu, vücut kondisyon sistemlerini tanımlayan dokümanlardada şöyle tanımlanıyor: “İDEAL:Orantılıdır. Bel, kaburgaların arkasında gözlemlenebilir ve kaburgalar az miktarda yağ tabakasıyla birlikte hissedilebilir. Karın yağı minimaldir“. Yani artık benimkiler İDEAL.

Biz aslında tartışırken iki şeyi birbirine karıştırarak tartışıyoruz gibime geliyor. Pişmiş ve çiğ gıdalar. Proteinlerin de piştikten sonraki değerleri değişmiyor mu? Değerini kaybediyorsa, zaten ister %85, ister %40 farketmiyordur. O da sadece bir posadır. Yanılıyormuyum?

Ben sebzeyi, gıdaları pişirdiğimde vit-min dengesini sağlamaları için kullanıyorum. Bir de posa olarak. Mesela maydanoz hem idrar yolları için iyi, hem de tüy topaklarını çıkarmalarına çok yardımcı. Kabak da dışkının yumuşaklığını temin ediyor. Yoğurt ve süt de eksikleri yerine koymak için diye düşünüyorum.

İstermisiniz, mezbahalara yeni bir ekmek kapısı açalım ve “Taze kan …YTL” yazan levhaları assınlar kapılarınaCry.


Fulya Pekdinçer

Siz hile yapıyorsunuz ama Surprised Benim, midedeki karbonhidratı kusturarak yok ettiniz. O zaman ben de şöyle söyleyebilirim, yok kusmuyorlarUndecided  Takip ettim, baktım asla kusmuyorlar Smile


Şaka bir tarafa sizin de benim de kendi taraflarımızda ısrarcı olmamız gerekiyor ki en doğrusunu birlikte bulalım. O yüzden didiklemeye devam edelim
Wink


Bugün amylase ile internette biraz araştırma yaptım. Kimi sayfalarda tükürük bezlerinde amylase yoktur derken, kedilerin pankreaslarının amylase salgıladığını anlatan sayfalar da çoğunlukta. Ama ben çok daha net bir delil buldum. Amylase’ı ararken kan tabloları önüme çıkınca ve orada amylase değerlerini de görünce boşuna arıyoruz dedim ve kendi kedilerim için yaptırdığım kan testlerini aldım elime ve şimdi size aşağıda onların değerlerini yazacağım.


Amylase enzimi için şöyle yazmışlar.


Pankreas tarafından üretilen amylase nişastanın sindirimi için önemlidir. Yüksek değerler pankreas iltihaplanması veya kanseri, böbrek yetmezliği, prostat iltihabı, diyabetik bulgular ve karaciğer kanserinin göstergesiyken, düşük değerler yetersiz beslenme veya açlıktan ölme sınırı göstergesidir.


Şimdi kan testi yaptırdığım beş erkek kedimin amylase değerlerini yazıyorum size.


Amylase için en alt ve en üst sınırlar 300 – 1100.


Duman 576

Pulika 460

Wiky 555

El Nino 671

Gürbüz 539


Gördüğünüz gibi hep ortalama değerler ve 1 aylıktan itibaren karbonhidrat aldılar hepsi. Tek bir kedi için örnek versem belki tesadüf diyebilirsiniz ama aynı dietle beslenen beş ayrı kedi bunlar!!!

Bize kediler amylase üretmiyor diyenler utanırlar umarım Embarassed


Ben de sizin gibi sebzeleri vitamin ve mineral desteği için kullanıyorum, o yüzden mevsiminde hep çok çeşitli sebzeleri aynı anda kullanıyorum. Bazen 17 – 18 çeşit malzeme kullanarak mama yapıyorum.


Bizim ailede en kilolu kedim 4.6 kg. Önemli olan ileriki yaşlarında bu tabloyu taşıyabilmek ama yine dediğim gibi bu dengeyi bizler ev mamasıyla çok rahat kurabiliriz.


Pişmiş ve çiğ gıdalara artık geçebilir miyiz?


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

Özür dilerim, bazı nedenlerle  cevaplamakta geç kaldım. Hemen çalışmaya/araştırmaya başlıyorum Embarassed.

Çalışmaya başladım ve 2 makale buldum.

1.http://veterinary.ankara.edu.tr/~yildiz/dersnotlari.htm

2.http://www.felineinstincts.com/whyrawdietforcatsanddogs.html

2. makaleyi keşke tercüme etsek de, diğer dostlarımız da yararlansa.


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

Merhaba,

Birkaç gündür kedilerimden Mischa iyi değil. Son sıcaklarla birlikte, az yemeye başlamıştı ama diğerleri de öyleydi. Diğerleri kadar sık su içip, tuvalete gidiyordu. Tuvalet biraz daha sıktı ama anlayamamıştım. Çünkü dikkat çekmek için, tuvalete yeni tuvalet kağıdı koyar koymaz, herkesten önce gidip oturuyordu. Oyun gibi olmuştu. Daha doğrusu öyle sanıyordum.


4 gün önce nefes alışverişleri çok artınca, endişelenip vet.e götürdüm. Çekilen röntgen iç açıcı değildi. Kalp yetmezliğine bağlı akciğerde fazla sıvı birikmiş. Bu aynı zamanda böbrek ve karaciğerde de fonksiyon bozukluğuna bir işaret.

Lasix ve Enapril başlandı. Ama artık iyice yemekten kesildi. Elde şırınga, hem sıvılaştırılmış mama, hem de su takviyesi yapıyorum akşama kadar.


Bunları buraya yazmamın nedeni, bütün gün araştırma yapmam ve düşünmem. Belki de mama değişimi de etkili olmuştur bunda diye düşünüyorum.

Bugüne kadar yazdıklarımız doğruydu. Kedilerimiz tamamen et oburlar ve hazır gıdalar onların doğasına aykırı. Ancak, biz çok uzun yıllardır onları bu aykırı beslenme şekline alıştırdık. Onlar bu geçiş döneminde bazı tahribatlar yaptılar bu organlarda. Ama vücut bir şekilde uyum sağladı bu duruma.

Ben, hemen olmasa bile, yaklaşık 2 ay gibi bir sürede hazır mamaları tamamen kestim ve protein ağırlıklı beslenmeye geçtim.

En başından itibaren hep bunu yapsaydım, doğalarına aykırı bir durum olmayacaktı. Ama vücudun alıştığı karbonhidrat ve yağlar tamamen kesilince, böbrekler zorlandı diye düşünüyorum. Böbrekler dolaşım sistemini zorlayınca, kalp ve karaciğer de etkilendi bundan. Yaş da küçük olmadığı için (16), organların yenilenmesi mümkün olamadı.


Bunları, bizi takip eden diğer üyelerimizin de yararlanması için yazıyorum. Beslenme değişikliği, çok uzun bir zaman diliminde gerçekleşseydi ve sizin de dediğiniz gibi karbonhidratları tamamen kesmeseydim, daha yumuşak bir geçiş olacaktı.


Ne kadar doğru düşünüyorum, bilmiyorum. Herkes kendi araştırmasını yapıp, vet.ine ya da bir başka bilene danışır, bilgilerini paylaşırsa, daha az hata yaparız.


Fulya Pekdinçer  

Mischa’ya acil şifalar diliyorum, çok çok üzgünüm. Sizin azminize her şeyden çok güvendiğim için onu sağlığına kavuşturacağınıza bütün kalbimle inanıyorum.

Şu ruh halimle tek duymak istediğim şey sizin, Mischa çok iyi, ben şunları şunları yaptım ve kızım eskisinden çok sağlıklı diye bizlerle paylaşmanız.

Ben de sizin gibiyim, bütün gün kafamda bin çeşit soru işaretleri beliriyor. Bana göre en önemli ve üzerinde en ciddi eğilmemiz gereken konu beslenme konusu. Bir yerlerde hata yapmak en büyük korkum.

Doğrusunu isterseniz bu konuya katılımın çok fazla olmasını beklerdim ama sanıyorum arkadaşlarımız çekiniyorlar oysa siz de ben de araştırmalarımızı paylaşıyoruz burada ve tek amacımız doğruyu bulmak. Bir konu ne kadar çeşitli fikirlerle tartışılırsa doğruları yakalama şansımızın çok daha yüksek olacağına inanıyorum çünkü tüm annelerin ve babaların deneyimleri son derece değerli.

Hazır mamalarla beslemenin çok yanlış olduğundan en küçük bir şüphem yok. Bir tarafta kuru ve konserve mama üreticileri diğer tarafta da çiğ beslemeyi savunan bir grup var. Bizler de arada doğruyu bulmaya çalışıyoruz. Ticari kaygının olduğu hiçbir bilgi bana inandırıcı gelmiyor.

Sizin verdiğiniz linklere baktım. Biri yine çiğ beslemeyi savunan ve şu anda internette beslenme ile ilgili araştırma yaparken sürekli karşıma çıkan onlarca sayfadan biri. Daha önce de söylediğim gibi hazır mama üreticilerinin açık verdiği bir noktadan yola çıkıp piyasada kendilerine yer edinme kaygısı içindeler diye düşünüyorum ve bana hiç inandırıcı gelmiyorlar.

Sizin takıldığınız ve çok düşündüğünüz konularda ben de en az sizin kadar kuşku içindeyim. Bu yüzden araştırmalarımıza devam edelim derim ben, belki çok daha net bilgilere ulaşabiliriz.


Eda Dağdeviren

 

Tartışmanızı okuyunca ders kitaplarımda araştırdım. Maalesef amilaz ile ilgili tatmin edici ve kesin pek bilgi yok. Bunun nedeni de araştırmaların eksikliği. Kısaca özetleyeyim belki faydası olur:


Amilaz, pankreastan üretililen ve onikiparmak bağırsağında karbonhidratların ilk gerçek sindiriminin yapıldığı yerde yani kullanılan bir salgı. Maalesef tükürükteki pityalin ve amilaz karbonhidratların sindrimini tam yapamıyor. Üstelik bunlar mideye inince, mide asitleri nedeniyle hem amilazın hem de pityalinin aktivitesi kayboluyor. O yüzden pankreasın ürettiği amilaz gerçekten çok önemli. Karbonhidratlar onikiparmak bağırsağında sindirilirken amilaz kullanılıyor. Karbonhidratlar ince bağırsağa ulaştığında disakkarit halde. Burada salgılanan maltaz, laktaz, sakkaraz ve alfa dekstrinaz enzimleri yardımıyla monosakkaridlere parçalanıyorlar. Karbonhidratların sindrimi böyle tamamlanıyor.


Amilaz enzimi omurgasız hayvanların çoğunda tespit edilmiş. Bütün omurgalıların pankreas salgısında amilaz vardır. Memelilerde insan, maymun, fil ve domuzda tükürük salgısında amilaz bulunuyor. Kemirgenlerde, köpeklerde, kedilerde, bazı toynaklı hayvanlarda bulunuşu şüpheli. Kuşların da tükürük salgısında bulunmuş.


Belki bu yüzden amilazın kedilerde olmadığı sanılıyor. Ağızda üretilen amilaz zaten işe yaramıyor çünkü mide asitleri tarafından yok ediliyor. Mühim olan pankreasın amilazı, o da zaten kedide var.


Eda Dağdeviren

 

Amilazla ortasından okuyup dahil olduğum başlığı detaylı bir şekilde okuyunca bazı şeyleri yazamadan geçemedim. 


Birincisi, kedilerin de karbonhidrata ihtiyaçları var. Hiçbirşey için olmasa da pankreaslarını düzenli çalıştırmak için var. Kullanılmayan hormonların üretimi beyindeki hipofiz tarafından azaltılır veya üretimi durdurulur. Pankreasın salgıladığı 4 çeşit hormon var, bunların biri az salgılanır veya hiç salgılanmazsa diğerleri de azalır. Organ tam olarak çalışmaz. Oysa metabolizma eşsiz bir makinadır, çomak sokup bu makinayı bozmak pek de akıllıca değil.


İkincisi çiğ besinler meselesi. Fare yemeleri, kan bankası… Ben buna asla ve de asla katılmıyorum. Eğer evimizdeki kedilerin anne-babası dağlarda yaşayan vahşi kediler değillerse ki değiller bu tür bir beslenme çok kötü. Bakın, kedinin metabolizması eşsizdir. Oysa köpeğinki insanınkine benzer. Kedi ise tam anlamıyla eşsiz. Metabolik hafıza çok önemlidir kedide. Yıllar boyu insanlarla yaşayarak oluşturdukları bir metabolik hafızaları var. Bebekliklerinden itibaren de aynı şekilde gelişiyor bu bünye. Biz kedimizi ne ile beslersek besleyelim adapte oluyorlar, sonra bizler beslenme şeklini değiştirirsek adaptasyon bozuluyor ve mekanizma aksıyor. Nasıl mı, en basit olarak kuru mamayla 5-6 yıl beslenen bir kediyi birden ev mamasına alıştırmaya kalkarsak vücudu derhal tepki verir. Tam tersi de geçerli, alışık olmayan kediye yaşı ilerleyince kuru mama verirseniz yani.


BARF denilen beslenme tarzı Biologically Appropriate Row Food (Biyolojik olarak uygun çiğ besin) nin kısa adıdır.Aynı zamanda Bones And Raw Food (kemik ve çiğ besin) in kısaltılmışıdır. Bunu yetişkin kediye uygularsanız sorunlara da hazır olun bence. Evrimleşmenin getirdiği biyolojik unsurlar gözardı edilmemelidir. Barf’ı iyi araştırırsanız hayvanat bahçesinde beslenen hayvanlardan yola çıkıldığını görürsünüz. Onların ataları da vahşi. Barf benzeri diyetle geçmiş yaşamları. Metabolizmaları, organları, hormonları… buna göre gelişmiş. Maalesef yeni olan herşey gibi bu da moda oldu. Oysaki kedi köpeklerimizin ataları vahşi değil, bu tür bir diyeti tolore edecek metabolizmaları yok. Antibiyotik özelliği ve parazit oluşmasını önlemek için sarımsak konulan bir yeme düzeni bana komik ve yanlış geliyor.


Basit bir teşbih, teşbihte hata olur mu olmaz mı bilmem ama Gaziantep’liler çocuk yaştan itibaren acı biberle büyürler. Anne karnında çiğ ete, çiğ köfteye başlayıp toksoplazma bağışıklığı edinirler. Annem hamileyken Kilis’te hamile olan bir arkadaşıyla aynı sofrada çiğ köfte yedi ve düşük yaptı. Neden ise bağışıklık oluşmamış olmasıydı. Bir öğünde yedikleri acı biberi biz yesek ne olur, midemiz haşat olur. Diyeceğim şu ki kedilerimizi (eğer ana-babaları vahşi dağ kedisi değilse) ille de vahşi hayatlarına uygun beslememiz gereksiz. Ev maması, kuru mama, ne olursa olsun dengeli ve düzgün bir beslenme modeli oluşturup bu şekilde beslemeliyiz.


Bağışıklık sistemi de böyle ezbercidir. Senelerce evde yaşayan kediyi sokağa çıkartır ve böcek, fare yemesini sağlarsanız sistemi mutlak etkilenir. Geç yaşta kısırlaştırılan kedilerde de hastalıkların hortlama nedeni budur. Narkoz insanlarda bile bağışıklığı etkiliyor çünkü.


Evet ev kedileri şişmanlıyor, şişmanlıkla beraber hastalıklar da geliyor. En başta şeker hastalığı ve böbrek sorunları. Bu demek değil ki doğala uygun beslenmedikleri için. Bu şu demek doğru beslenmedikleri için. Diyeceksiniz ki doğru beslenme ne? O da size, kedinize, yaşam şartlarına, türüne, cinsiyetine, alışkanlıklarına kadar varan bir kompleks. Ne olursa olsun uygun, temiz ve doğru olsun.


Kuru mama böbreği çürütür. Kısır kedi böbrek hastası olur. Bunlar hep yanlış beslenen kediler nedeniyle söylenen sözler. Kuru mamanın doğru kullanım şekli, yararı ve zararı tartışılır. Ev yemeğininki de … Bunlar konumuz değil, konu doğru beslemek. Uygun beslemek. Çünkü 2 şekilde de öyle yanlışlıklar yapıyoruz ki suçu başka şeylere atmak olmaz.


Eda Dağdeviren

 

Bir şey daha var ki aslında hepsinden önemli. Stres. Stres nedeniyle değişen metabolizma, salgılanan hormonlar. Bunu asla gözardı etmemeliyiz.


Kediler yemek değişikliğinden hoşlanmazlar, bu onları strese sokar. Stres bağışıklığı bile etkilediğine göre istenecek son şey olmalı.

 


Fulya Peldinçer

 

Bu konuda yazılacak çok fazla şey var elbette. İlk önce her türlü hazır mamacıların bizi yıllardır kandırıp, yanlış yönlendirmeleri ile ilgili en önemli konudan başlamak istiyorum. Daha sonra amino asidlerden bahsederken detaylı yazacağım ama kedilerin vücutları, gerekli olan bazı amino asidleri üretmiyor ve bunları mutlaka dışardan aldıkları besinlerle karşılamak zorundalar. Bunlardan biri ” Taurine “. Hayvansal her türlü proteinde bulunuyor ve kedilerin kalp ve görme gibi fonksiyonlarında hayati önemi olan bir amino asid. Evde mama hazirlarken, protein pişirildiğinde taurine ölür ve kedileriniz hastalanır. Bu yüzden bizim mamalarımızı kullanmak zorundasınız, aksi halde kedilerinizde çok ciddi problemlere yol açarsınız diye bizleri korkutup hazır mamalara yönelmemizi sağladılar. Tübitak Bilim ve Teknik Dergisi’nden aldığım bir yazıyı virgülüne kadar yazıyorum size:

Biz proteinlerin yüksek ısıda denatüre olduğunu biliyoruz. Peki biz evde yemeklerimizi yüksek ısıda pişirdiğimize göre böyle bir durum söz konusu olmuyor mu?


Tabii ki aynı durum söz konusu oluyor. Ancak proteinlerin yüksek ısıda denatüre olmaları, bizim protein ihtiyacımızı karşılayamayacakları anlamına gelmiyor. Çünkü her canlı kendilerine özgü proteinlere sahiptir ve bu proteinleri, besin olarak aldığı amino asitleri kullanarak KENDİSİ sentezler. Proteinler denatüre olduklarında amino asitler herhangi bir zarar görmez, sadece proteinin 3 boyutlu yapısı bozulmaya uğrar ve işlevini yitirir. Amino asitler ise bozulmadan kalırlar. Bizler de zaten sadece bu amino asitlere ihtiyaç duyuyoruz.


Biz yüksek sıcaklıkta proteinlerin yapısının bozulduğunu biliyoruz. Öyleyse neden çiğ eti çiğken yemiyoruz?

Eti pişirdiğimizde veya sütü kaynattığımızda ( içindeki mikropların ölmesi için ) proteinlerin de yapısı bozulmuyor mu?


Bunlar da yine aynı konuda yöneltilmiş sorular. Cevabı da yukarıda. 3 boyutlu yapısındaki bozulma da yanlis anlasılmasın, değişime uğramasından bahsediliyor. Yumurtanın pişirildiğinde katılaşması, etin yine pişirildiğinde yumuşaması, sütün kaynatıldığında yoğunlaşması anlatılıyor.


İnternette kedi beslenmesi ile ilgili araştırma yaparken, çiğ beslemeyi savunan onlarca sayfa önünüze açılıyor. Bunlarla aynı paralelde hareket eden holistik siteler de var yine çok fazla sayıda. Kedi beslenmesi ile ilgili yazıların hep arkasında bu pazarı oluşturan holistik gruplar var, onların çalıştıkları veterinerler var ve sayfaları da doğal olarak bu tür beslemeyi savunan sayfalar.

Gözlemlediğim kadarıyla biraz anlatmak istiyorum. Bu holistik gruplardan birini seçiyorsunuz ve para vererek üye oluyorsunuz. Çalıştıkları veterinerin kitapları var, satın alıyorsunuz. Kedinizin yaşı, varsa hastalığı ile ilgili bilgiler veriyorsunuz, o da size özel mama reçetesi hazırlıyor. Bu reçeteyi yine para ile satın alıyorsunuz. Bu kadarla kurtulamak ne mümkün. Bunlar farklı bir beslenme tarzını savunuyorlar. Mesela en önemlisi hiç karbonhidratsız besleme!!! Kediler zorunlu etoburlardır deyip, karbonhidratı parçalayan ” Amilaz ” enzimini kısaca anlatıp ve onun yetersizliğini savunup, çok az bitkisel ilave kullandırarak çok yüksek proteinli bir beslenme bilinci oturtmaya çalışıyorlar. Karbonhidrat grubunu tamamen attıkları için o eksikliği tamamlamak zorundalar. İşte bu yeni bir pazar!!! Bize organ destekleyicileri, taurin, omega 3, probiotik, kalsiyum, sindirim enzimleri gibi destekleyiciler satıyorlar. Reçeteyi size takdim ederlerken bunlar da var içinde ve biz beslenmeleri eksik kalmasın diye almak zorundayız. Bir defaya mahsus değil, Allah her birimizin kedilerine uzun ömürler versin, ömür boyu kullanmak zorundayız. Bunun adı da ” Doğal Beslenme ” oluyor.  Holistik grubun hazır mamaları da var. Dileyen onları da alabilir. Çiğ beslemeciler bunlarla aynı paralelde hareket eden bir grup. Onlar da bu destekleyicileri öneriyorlar. Çiğ et ile zararlı bakteri vücuda alındığında, yararlı bakterilerin coğalmasını sağlayan probiotik ürün tavsiye ediyorlar, gibi.


Güzel bir pazar oluşturmuşlar. Holistik mama adı altında hali hazırda olan hazır mama pazarından bu şekilde pay almaya çalışıyorlar, diğer taraftan da çok yeni bir pazara açılmış oluyorlar. Bedelini de her zamanki gibi bizler ödemekle yükümlüyüz çünkü kedi beslenmesini öyle karmaşık bir hale getirdiler ki, bizler artık onlara sormadan kedilerimizi besleyemeyecek kadar aciz kaldık.

İnternette araştırırken, Atina’da iki kedinin çiğ beslenme yüzünden öldüğünün raporlara geçmiş olduğunu gördüm. Bunun gibi çok fazla örnekler vardır mutlaka ama bu benim rastladığım bir vaka.

Tedavi yöntemleri de çok farklı. Böbrek yetmezliği gibi hastalıklarda bizim veterinerlerimizce uygulanan protein azaltımına gitmiyorlar, aksine bunun hayvanı güçsüz bıraktığını iddia ediyorlar. Tıbta kanıtlanıp yıllardır süregelen ve ispatlanmış bir tedaviyi yanlış sayıyorlar. Oysa fazla protein vücutta depo edilmediği için yağa dönüşür. Yağın artması vücut ağırlığı artışına ve yağ depolarının artmasına neden olur. Proteinlerin parçalanması sonucu oluşan artk maddelerin atımı ( ürik asit ) böbrekler yoluyla olduğundan diareya yani su kaybına neden olur. Fazla protein vücuttan kalsiyum atımını da hızlandırır. Karaciğer ve böbreklerde çok ciddi harabiyete yol açar.


Belki daha da çarpıcı olması açısından su kaybının nelere yol açtığını yazmakta da yarar var:

İştahsızlık, halsizlik, kalp ritminde artış ,soluk almada güçlük, kan yorgunluğunda artma, kramplar, yutkunma zorluğu, görme ve duyma fonksiyonlarında bozukluk, ateş. Bu saydıklarım vücuttaki su kaybının fazlalığına göre değişiyor elbette ki.


Yeniliklere açık olmak lazım ama bu yenilik mi yoksa bir şarlatanlık mı?


Burada çiğ gıdalardaki riskleri de yazmak istiyorum


Çiğ et : Potansiyel parazit kaynağı. Hem kediler hem de sahipleri için bakteri riski taşıyor.

Yumurta : Mükemmel bir protein kaynağı ama çiğ verildiğinde yumurta akı, avidin enzimi içerir. Bu enzim B vitamininin emilimini önler, deri ve tüy yapısına zarar verir. Ayrıca salmonella tehlikesi vardır.

Çiğ balık : Thiamin kaybına neden olur. Bu kayıp iştahsızlık ve kilo kaybına neden olacağı için ölümle sonuçlanır.


Süt : Çok değerli bir protein kaynağıdır. Kediler laktozu sindiremedikleri için ( laktoz toleransı olan kediler de var ) Diareye, su kaybına neden olur.


Ciğer : Çok değerli bir protein, yağ, karbonhidrat,mineral ve vitamin kaynağıdır ( veterinerler en fazla haftada bir önerirler, bunu daha önce yazmıştım). Çiğ verilmesi potansiyel bakteri ve parazit kaynağıdır.

Soğan, sarmısak, çikolata, kahve, kuru ve taze üzüm fazla miktarlarda verildiğinde potansiyel toksindirler. Soğan ve soğan türevi gıdalar anemiye neden olur kedilerde.


Esas konumuzdan da kopmayalım. Karbonhidrat gerçekten kedilerin sindirim sistemlerine ek bir yük mü bindiriyor? Beslenmeyi önce bir bütün olarak alalım ve ben karbonhidratlar, proteinler ve yağlarla ilgili bilgilerimizi tazeleyeyim. Mineral ve vitaminler sitemizde çok güzel anlatıldığı için bu üç grubu anlatayım sadece. Sonra da karbonhidratlardan fedakarlık etmemiz mi, yoksa dietlerinde kullanmalı mıyız konusunu tartışalım birlikte.


Yazıma devam edeceğim..


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

 

Aman, ben birkaç gündür neler kaçırmışım? Geçenlerde sitede meydana gelen sorun nedeniyle, bazı özellikler bozulmuş. Benim de forumdaki başlıklara aboneliklerim gitmiş. Şimdi yeniden oluşturdum. Sizlere de kontrol etmenizi öneririm.

 

Gelelim tartışmaya, aramıza Eda Hn.ın da katılımıyla, sanırım doğrulara yaklaşıyoruz. Bu aralar çok yoğun olduğumdan, sadece okumakla yetinmek durumundayım. Ama lütfen devam edelim. Çok yararlanıyorum. Ayrıca ben yazışma listeme de bu başlğı takip etmelerini nereceğim. Herkesin bu bilgilere ihtiyacı var sanırım.


Fulya Pekdinçer

Bu bölümde bilgilerimizi tazelemek istedim Laughing

PROTEİNLER :

Canlıların hücre yapılarının temel taşlarıdır. Dokuların yapı taşları olarak adlandırılan 22 çeşit amino asidin bir araya gelmesinden oluşmuştur. Kediler bu amino asidlerin 12 çeşidini kendi vücutlarında üretebilirlerken kalanını etten ve bitki kaynaklarından sağlamak zorundadırlar. Bunlar esansiyel amino asidler olarak adlandırılır. Protein uygun oranlarda alındığında, biyolojik yapısı itibarıyla tüm bu esansiyel amino asidleri sağlar. Hayvansal kaynaklı proteinler esansiyel amino asidler açısından yeterli düzeydedir. Bitkisel kaynaklı proteinlerde bazı esansiyel amino asitler yetersiz bulunmaktadır ve sindirimi de güçtür. Bunların yanında kedilerin vitamin ve minerallere de ihtiyaçları vardır ki bu sitemizde çok güzel anlatılmıştır. Bu ihtiyaçlarını çeşitli karbonhidrat kaynaklarıyla sağlarlar


Proteinler vücudu ayakta tutan besin öğeleridir. Vücut organlarının temelidir. Hücrelerin yapılmasında ve yenilenmesinde büyük rol oynarlar.


– yavru ve yetişkin döneminde büyüme ve gelişme için çok önemlidir.


– Bir kısım doku ve organlarını yapar ve onarırlar.


– Yeterli karbonhidrat ve yağ bulunmadığında enerji üretiminde kullanılırlar.


– Vücudun savunma mekanizmasında önemli ölçüde rol oynarlar. Vücudun mikroplara karşı koruyucu öğelerini yani antikorları meydana getirirler.


– Vücudun sıvı dengesini sağlarlar.


– Vücudun düzenli çalışmasını sağlayan bir kısım hormonları proteinler meydana getirir.


Proteinler yiyeceklerde bulunma durumlarına göre, üstün kaliteli ve düşük kaliteli proteinler olmak üzere 2’ye ayrılırlar. Üstün kaliteli olanlar hayvansal ürünlerde, düşük kaliteli olanlar ise bitkisel yiyeceklerde bulunur.

 

Et, tavuk, balık, sakatat, süt, peynir, yer fıstığı, yoğurt, yumurta, soya fasülyesi, fındık, fıstık, badem, buğday unu, ceviz, tahıllar ve patateste bulunur. Yumurta ve süt en iyi protein kaynağıdır. Tahıllarda da buğday özünde protein fazladır.


Besin maddelerindeki proteinlerin görevi, vücutta olan amino asidleri uyararak, vücuda has protein maddelerini yapılandırmaktır. Önemli olan protein ihtiyacı değil, amino asidlere olan ihtiyaçtır. Bu ihtiyaç yaşa ve performansa göre değişir.


KARBONHİDRATLAR :

– Vücudun enerji kaynağıdır. Vücudun çalışması için gerekli olan enerjiyi verirler.


– Vücudun su ve elektrolit kaybını önler. Kalın bağırsakları çalıştırarak, zararlı artık maddelerin bağırsaklarda uzun süre kalamsını önler.


– Proteinin enerji olarak kullanılmasını önleyerek proteine olan gereksinmeyi azaltır.


– Karbonhidratlar vücuda alınmadığı veya çok az alındığı durumlarda, vücut enerjiye olan ihtiyacını yağ ve proteinden karşılar. Bu durumda kanı asit yapan maddeler gereğinden çok oluşup vücudun çalışma düzenini bozar. İşte karbonhidratlar bu durumu önler.


Çoğunlukla bitkisel yiyeceklerde bulunurlar. Karbonhidrat kaynakları basit ve kompleks ( bileşik ) olarak ayrılırlar.


Bileşik Karbonhidratlar:


Sindirimleri daha uzun sürer. Kan şekeri üzerindeki etkileri daha yavaş ve uzun sürelidir.

Tahıl ürünleri, ekmek, pirinç, makarna, bulgur, irmik, şehriye, mısır, bakliyat ve baklagiller, bezelye, mercimek, fasulye, barbunya bakla, nohut, patates, kuru yemişler, kuru meyveler ve bazı meyvelerde bulunur.


– Kan şekerini düşürmezler.

          Kas glikojn depolarınınbasit şekerlere göre daha fazla artırırlar.

          Protein, vitamin ve mineraler açısından daha zengindirler.

          Yeterince posa içerirler.


Basit Şekerler:


Şeker türevlerinde, şekerli içeceklerde, şeker katkılı besinlerde bulunurlar.

– Kan şekerini düşürürler.

  Kas glikojen depolarının boşalmasına neden olurlar.

  Rafine şekerler protein, mineral ve vitamin içermezler.

  Ağız sağlığını bozar, diş çürümelerine neden olurlar.

Yağlar aslında karbonhidratlara oranla çok daha yüksek miktarda enerji verirler. Ancak buna rağmen vücuttaki enerji gereksinimini sağlamak için yağlardan önce karbonhidratların kullanılması tercih edilir. Bunun nedeni, karbonhidratların kimyasal yapılarının sindirim için daha uygun oluşudur.


Hayvanların ve insanların başlıca vitamin kaynakları bitkilerdir çünkü kendi bünyelerinde yapamazlar.

Protein sindirimi protaz enzimi, yağ sindirimi lipaz enzimi, Karbonhidrat sindirimi ise amilaz enzimi ile olur. Amilaz tükürük ve pankreas salgısında bulunan bir enzimdir. Kedilerin tükürük salgısında bu enzimin olmadığı ya da çok az miktarda olduğu yazılır ancak bu enzimi pankreasları salgılar. Kediler doğal yaşamlarında karbonhidratı doğrudan almadıkları için belki de tükürük salgılarında ihtiyaç duymuyorlar. Kedilerde olduğu gibi köpeklerde de bu enzim tükürük salgılarında bulunmaz.


YAĞLAR :

Yağlar da vücuda enerji sağlarlar. Yağlardan elde edilecek enerji karbonhidratlardan telafi edilebilse de A, D, E ve K vitaminlerinin bağırsakta çözülüp kana geçebilmesi için vücut belirli miktarda yağa ihtiyaç duyar.

 

Yağda eriyen vitaminlerin vücutta emilimi ve taşınması görevinden başka, yağların diğer görevleri ise;


– Yağlar iyi bir enerji kaynağıdır.


– Vücutta yapılamayan ve gerekli olan linoeik asidin vücuda alınmasını sağlar.


– Kalp, akciğer, böbrek, beyin gibi hayati öneme sahip organlar için koruyucu yağ tabakası oluştururlar.

– Deri altındaki depoları ile soğuğa karşı vücut ısısının korunmasında ve ayarlanmasında etkilidir.

– Midede uzun süre doygunluk hissi verirler.


Bütün hayvansal gıdalarda, kuru baklagillerde ve az miktarda da sebzelerde bulunur. Görünebilir yağ içeren maddeler dışında ( zeytinyağı, margarin gibi ), vücut bir takım doymamış yağ asitleri olan esansiyel yağ asidlerini ( hayati önem taşıyan ) besinlerden almak zorundadır. Hayvansal gıdalarla birlikte gereken esansiyel yağ asidleri alınır. Arachidonic asid sadece kedilerin gereksinimi olan bir yağ asididir. Linoleik asid de yine kedi ve köpekler tarafından ihtiyaç duyulan diğer bir yağ asididir.


Kediler özellikle laktasyon ve gelişme döneminde yüksek yağ içeren bir beslenmeye ihtiyaç duyarlar yüksek kalori gereksinimlerinden dolayı.


Sağlıklı deri ve tüy yapısı ve eklem sağlığı için Omega 6 ve Omega 3 yağ asitlerine ihtiyaçları vardır. Omega 3 hayvansal kaynaklı besinlerden alınırken Omega 6 ise bitkisel kaynaklı besinlerden alınır. Omega-3 ve omega-6 yağ asitleri vücudun gaz – fren sistemidir. Döllenme anından itibaren yaşam boyu doku hücrelerinin önemli yapı taşlarını oluştururlar. Bağışıklık sistemini güçlendirirler. Vücutta görevleri gereği kendi aralarında sürekli rekabet halindedirler. Omega-3 kanın akışkanlığını sağlarken Omega-6 pıhtılaşmayı artırıyor. Omega 6 büyüme ve deri üzerinde etkiliyken. Omega 3 sağlıklı ve uzun bir ömrün anahtarı. Linoleik ve arachidonic asid Omega-6 grubu yağ asitleridir. Dünya sağlik örgütü vücuttaki 5 – 10 gram omega-6 yağ asidine karşılık 1 gram omega-3 yağ asidi alımını ideal denge olarak duyurmuştur. Aşırı omega-6 yağ asidi alımı, omega-3 yağ asidlerinin yararını baltalayabilmektedir.

Omega 3: Yağlı balıklar ve deniz ürünleri, ceviz, badem, yumurta, soya filizi, kuru fasulye, soya fasulyesi, nohut, mısır, mısır unu, keten tohumu yağı, tatlı patates, marul, lahana, brokoli ve koyu yeşil yapraklı sebzelerde bulunur.


Omega 6: Bitkisel yağlarda bulunur. En önemli kaynağı zeytinyağıdır. Ayçiçek yağı, mısır özü yağı, fındık yağı ve soya yağında bulunur. Sızma zeytinyağı en kaliteli zeytinyağı olduğu için Omega 6 açısından da çok zengindir.


Yağlar daha lezzetli bir beslenme sağlar kedilerde. Kedi beslenmesinde fazla yağ veya aşırı yağlı et kullanılması aşırı miktarda enerji alması demektir ki bu da kilo almada yatkınlık ve obeziteye yol açabilir. Kullanılan yağ ekşimiş, ağırlaşmış ve acımış ise yağda çözünen vitaminler ve yağ asidlerine zarar vereceği için bunların eksikliğine yol açar.


SU :

Bütün canlılar için hayat demektir ve çok önemlidir. Suda çözülen vitaminlerin emilimi için de gereklidir. Kediler fazla susayan hayvanlar değildirler, bu yüzden evin çeşitli yerlerinde temiz ve taze su bulundurarak onları su içmeleri için teşvik etmek gerekir.
Burada yaş mamaların önemi ortaya çıkıyor. Minimum % 75 oranda su içerdikleri için kedi beslenmesinde çok önemlidir.


Eda Dağdeviren

 

Fulya o kadar güzel anlatmış ki ben sadece kedilerin farklılıklarını vurgulayacağım. Kedilerin metabolizması özeldir. Köpeklerinki insanlara benzerken kedilerde bariz bazı farklar vardır. Kediler sürü hayvanı olmadıkları için zamanla bu değişikliklerin evrimleştiğine inanılmaktadır. Örneğin kedilerde, insanlar ve köpekler gibi adet kanaması da denilen “menstrüasyon” görülmez. İnsan, kısrak, inek, domuz, maymun, koyun, köpek gibi canlılarda kendiliğinden oluşan yumurtlama denilen yıllar boyunca periyodik olarak gerçekleşen bir ovulasyon vardır. Oysa kedilerde uyarımlı yumurtlama denilen ve yaban tavşanlarında da görülen bambaşka bir sistem mevcuttur. Tek olarak yaşayan canlılarda dişilerin çiftleşip üreyebilmeleri için üstünlük sağlayan bu yol, ayrıca doğada arkalarında iz bırakmamaları açısından da önemlidir. Çiftleşme ya da servikal uyarım olmazsa kedi yumurta üretmez, üretmediği yumurtayı vücudundan atmak zorunda kalmadığı için de adet görmez. Kediler başka durumlarda kanama geçirebilirler ama bu kanama adet kanaması değildir.


Kedinin eşsiz ve özel olan sistemi, beslenme konusunda da bazı farklılıklar doğurur:
Kedilerin karaciğerinde “glikokinaz” enzimi bulunmaz. Glikozun glikojene çevrilmesinde rol oynayan enzimidir glikokinaz. Bu enzim karaciğer tarafından üretilir ve bu üretim, pankreastan salınan ve “İnsülin” adı verilen hormonun kontrolü altındadır.


Kediler, karbonhidrat düzeyi yüksek gıdaları sindiremezler. Bu yüzden sindirilebilirliği yüksek nişastalı besinler tüketmelidirler. Çoğunda karbonhidrat sindirimi yetersizdir ve iyi metabolize edilemez. Fakat diğer taraftan karbonhidratlar, kedinin enerji ihtiyacı açısından önemlidir. Özellikle genç kedilerde ihtiyaç duyulur. Zaten tüm kuru mamalarda da % 20-40 arası oranlarda kullanılmaktadır.


En son yapılan araştırmalar, kedilerde diyabetin baş sorumlusu olarak yüksek miktarda karbonhidrat alımını göstermektedir. Tabii ki şeker hastalığının oluşumunda başka faktörler de söz konusudur. Aşırı kilolu kedilerin çoğunda karbonhidratlara karşı intolerans vardır. Karbonhidrat düzeyi azaltılmış gıdalar kullanılmalıdır.

Yavru kedilere oranla yetişkin bir kedinin bağırsaklarında “sakkaraz” ve “laktaz” enzimlerinin aktivasyonu azdır. Yavruluktan yetişkinliğe geçişte bu azalma olur. Bu nedenle yetişkin kedilere süt gibi laktoz içeren gıdalar vermek iyi değildir. Laktoz intoleransı oluşur ve bu durum da ishallere yol açabilir.


Kediler, protein oranı yüksek gıdalarla beslenmelidir. Özelliklede hayvansal protein kaynakları kediler için önemlidir. Protein kaynağı olarak; balık, et ve tavuk ilk sırayı alır. Balık ve kırmızı et bazı kedilerde çeşitli tepkilere yol açabildiği için (egzama, alerji…  en ideali tavuktur. Aşırı protein tüketimi böbreklerde kronik rahatsızlıkların nedeni olabileceği için doğru düzeyde protein tüketimini sağlanmalıdır.


Kedilerde aminoasitler pankreasta insilün salgısını aktive ettiklerinden yetişkin bir kedinin beslenmesinde önemli bir yeri vardır. Aminoasitlerin çoğunun vücut tarafından sentezlenebilmesinin yanı sıra bazıları ise (esansiyel aminoasitler) vücutta sentezlenemez. Bunlar mutlaka hayvansal gıdalar ile dışarıdan alınmalıdır. Kediler için en önemli esansiyel amino asit “taurindir” Taurinin, yetişkin bir kedinin gıdasında yeterli düzeyde bulunması gerekir. Aksi durumda vücutta önemli hasarlar oluşmaya başlar. Bunun dışında, B12 vitamini, Arachidonic asit (arakidonik asit), Arginine, kedilerin sağlıklı yaşayabilmeleri için mutlaka ihtiyaç duydukları bazı maddelerdir


Yumurta tüm canlılarda olduğu gibi kedilerde de iyi bir protein kaynağıdır. Yumurtanın sarısı ve akı kullanılırken genel kurallara dikkat edilmeli ve ak kısmı çiğ olarak verilmemelidir. Çiğ yumurtanın akında B vitaminini nötralize eden “Avidin” maddesi vardır. Bilhassa B1 (Tiamin) vitamini eksikliği kedilerde sık görülen bir durumdur. Bu nedenle tiaminin parçalanarak yıkılmasında rol alan “tiaminaz” enziminin çiğ balıkta bulunduğu dikkate alınmalı ve kedilere çiğ balık da verilmemelidir.


Kediler, insanlar gibi aktif A vitamini sentezi yapamazlar. Beta-karoteni biz insanlar ya da köpekler gibi A vitaminine çeviremezler. Bu sebeple kedilerin direkt A vitaminine ihtiyaçları vardır. Kediler bunu ancak hayvansal gıdalardan sağlayabilirler. Bu nedenle bu ihtiyaçlarını karşılayabilecekleri hayvansal kökenli gıdaları almalarına özen gösterilmelidir.

Yağlar (hayvansal, bitkisel) kedinizin enerji ihtiyacını karşılar ve özellikle gıdasında bulunması gereken besin maddelerindendir. Kedilerin vücutlarında sentezlenebilen yağ asitleri; hücre zar yapısından, hormon sentezine, dışkılama sağlığından, tüy yapısına kadar vücudun pek çok fizyolojik mekanizmasında görev alır. Vücutlarında sentezlenemeyen esansiyel yağ asitlerinin gıdalar ile dışarıdan alınması gerekir. Aksi halde gelişim bozukluğu, deri ve tüy yapısında bozukluklar gibi pek çok problem yaşanılabilir. Bitkisel yağlardan sızma zeytinyağı tercih edilmelidir.


Kalsiyum ve fosfor da mutlaka kedilerin diyetlerinde uygun oranda bulunmalıdır. Gıdalarla veya dışarıdan takviye ile verilebilir. Eksikliği, ileriki yaşlarda kedilerde kemik deformasyonlarına yol açabilir. Kullanımında fazlalık da çeşitli olumsuzluklara yol açabileceği için mutlaka diyetlerinde doğru miktarda kullanılmalıdır.


Fulya PEKDİNÇER

 

İşte bilmemiz gereken kedilerin farklılıkları, esas önemli olan bu. Bizler bunu bilirsek hata yapmayız.

Kedilerin zorunlu etobur olarak adlandırılmaları, sedece etle beslenmeleri gerektiği için değil. Hayati fonksiyonlarını devam ettirebilmeleri için vücutlarının üretmediği ve mutlaka dışardan hayvansal proteinle almaları gereken amino asidlere duydukları gereksinim yüzünden zorunlu etoburlardır. Bu yüzden taurin ile ilgili detaylı bir yazı hazırlıyorum, onu da ekleyeceğim buraya.

Bu durumda beslenme temel gruplarından birini çıkarıp enerji ihtiyaçlarını proteine veya yağlara yüklemek doğru olur mu? Proteinden alsınlar dersek hayati fonksiyonlarını karşılayacakları besin gruplarını yakıta çevirtmek doğru olur mu? Kediler kadar hayvansal proteine ihtiyaç duyan bu hayvanların beslenmesinde yapılacak en majör hata olmaz mı?

O zaman sevgili Eda’nın da üzerini çizdiği gibi sindirilirliği yüksek karbonhidratı enerjiye çevirmeleri için dietlerine eklemek en doğrusu değil midir?


Yağlardan alsınlar enerji gereksinimlerini o zaman. Kediler fare gibi, böcek gibi, kuş gibi hayvanların etiyle besleniyorlar doğal yaşamlarında. Bu etlerde yağ miktarı düşüktür ve onu da yağlar grubunda anlattığım ihtiyaçlarının yerine koyuyorlar.


O zaman daha yağlı besleyelim ve karbonhidrattan uzak duralım. Hem vücut ihtiyaçlarını karşılasınlar hem de enerjiye çevirip yakıt yapsınlar. Kediler yağlı beslenmeyi tolere edemiyorlar, bu onların doğal beslenmelerine aykırı.


Zaten o kadar eşsiz bir mekanizma ki, karbonhidratları yaktıktan sonra enerji ihtiyaçalarını karşılamak için yağlara ve en son olarak da proteinlere yöneliyor.


Neden bu mekanizmada enerji ihtiyacı en son proteinden karşılanıyor? Yaşamsal fonksiyonları için saklıyor, vücut onu enerji için yaktırmaktan yana değil!!!Vücut onu alıp sisteminde kullanmak istiyor.


Başından itibaren vurgulamak istediğim, kedilerin gereksinimlerini bilip ona göre dengeli ve çok çeşitli beslemek tek doğrudur. Herhangi bir grubu çıkartıp onu hap halinde satın alarak yerine koymak çok büyük hatadır.


Fulya PEKDİNÇER

 

KEDİLERDE TAURİN GEREKSİNİMİ:


Kedilerin beslenmesinde amino asidler çok önemlidir.Bazı amino asidlerin esansiyel yani elzem amino asidler olduğunu anlatmıştık.Bunlar vücutta diğer amino asidlerden sentezlenemeyen, mutlaka dışardan alınması zorunlu olan amino asidlerdir. Her hayvanın esansiyel amino asid ihtiyacı farklıdır. Bunlardan taurin sadece kediler için zorunlu olan bir amino asittir. İnsanlar için de taurin önemlidir ama methionine ve cysteineden vücudumuz taurine üretebilmektedir. Kediler yapamıyor.


Kediler dietlerinde gerekli olan taurini alamadıklarında vücutlarında eksiklikler doğmaktadır. Bu eksiklikler de çok büyük sağlık sorunlarının oluşmasına neden olur. Önemini daha iyi anlayabilmek için taurin eksikliğinin ne tür sorunlara yol açtığına bakalım. Taurinin vücuttaki fonksiyonlarına, eksikliğinde hangi sağlık sorunların geleceğine ve bundan korunmak için neler yapmamız gerektiğini inceleyerek taurinin kediler için neden esansiyel amino asid olduğunu görelim.


Kediler beslenmelerinde taurin ihtiyacı olan yegane hayvanlardır. Bunun nedenleri:

1- Kediler diğer hayvanlarda olduğu gibi cysteine ve methionine amino asitlerini taurine cevirmede fazla aktif değillerdir.


2- Kediler diğer hayvanlardan daha fazla amino asid salgılar. Birçok hayvan safra asitlerinin salgısında glycine kullanırken kediler taurin kullanırlar. Bu nedenler yüzünden kediler birçok hayvanlara göre çok daha az taurin moleküllerine sahiptir.


Vücutlarında birçok yerde taurin kullandıkları incelemiştir ve bulunduklari yere göre de farklı fonksiyonlar üstlenmişlerdir. Taurin eksikliği ile görülen metabolik bozukluklar özellikle retina, üreme sistemi, kalp kası ve immun sistemde görülür.


Kedilerde taurine ince bağırsaklarda yağların sindirimi için gerekli olan safra tuzlarının oluşumunda ihtiyaç duyulur.


Taurin kalbin korunmasında çok önemli bir rol oynar. Vücutlarındaki taurinin %50’si kalp kaslarında bulunur. Kalp atışlarını regüle edip hücre zarlarını koruduğu düşünülür. Aynı zamanda oksijen seviyesi azaldığında kalp hücrelerinin kalsiyumu almasına asiste ederek kalbi kalsiyum yüklemesinden korur. Kolestrolün regülasyonunda etkindir . Taurin eksikliğindeki diğer en büyük sorun kalbin dilatasyonu yani genişlemesidir. Bu genişleme kalp duvarlarını inceltip zayıflatır, buna bağlı olarak da kalbin fonksiyonlarında bozulmalar görülebilmektedir. Eğer taurin eksikliği farkedilemezse eninde sonunda kalp yetmezliği ile sonuçlanır.

Taurin eksikliği, kedilerde taurinin bulunduğu bütün bölgelerde problem yaratır. Taurin retinanın korunmasında da çok önemli bi görev üstlenir. Eksikliği halinde problemlerden en sık görüleni, merkezi retinal dejenerasyon ve göz lezyonlarıdır. Retinal bozukluklar ve dejenerasyonlar spesifiktir. Çoğunlukla çift taraflı ve simetrik şekillenen lezyonlar taurinin eksikliği devam ettiği müddetçe artma eğilimindedir.. Bu lezyonlar veteriner tarafından taurin eksikliği olarak teşhis edildiğinde tedavi şansı varsa da eğer önlem alınmazsa 2 yıl içinde körlükle sonuçlanır.


Vücuttan idrar ve dışkı ile atılabildiği gibi özellikle laktasyon döneminde sütle de atılır.

Gebelik ve emzirme döneminde taurin eksikliğine bağlı olarak yavru gelişiminde gerilik, zayıf yavrular dışında anomaliler, ölü doğum ve yavru atmalar görülebilir.


Immun sistemin etkilendiği durumlarda bağışıkığın baskılanması dirençsiz yavrular ve sinirsel fonksiyonlarda aksamalara neden olabilir.


Ayrıca yavru kedilerde iskelet sisteminin etkilenmesine bağlı olarak büyümede yavaşlama taurin eksikliğine bağlı olarak görülebilecek belirtilerden biridir.


Taurin hayvansal kökenli gıda maddelerinden kolayca sağlanabileceğinden kedilerin beslenmesinde protein kaynağı olarak hayvansal protein kaynaklarının yeterli düzeyde bulunması önemlidir. Evinde köpek de besleyen bazı kedi sahipleri kedilerini hazır köpek mamasıyla besliyor. Bundan sakınması gerekir çünkü ciddi taurin eksikliğine neden olmaktadır.

http://www.msu.edu/~higgin51/Taurineforcats.htm
http://www.arkasokak.net/arsiv/t-41114.html


Hande ADİKTİ

Selamlar…

Ben kedim Bızbız’ı kaybettikten sonra sevgili Fulya’nın pisilerini de gözönünde bulundurarak 2,5 yıl kadar önce chinchilla olan kedim Ponpon’u aldım. İlk günden bu yana hep Fulya’nın tarifleri doğrultusunda besledim.

Bızbız’ı 5 yaşında böbrek yetmezliğinden kaybetmiştim. Tüm aşıları tamam, sadece profesyonel kuru mamalarla beslenen bir kızıl tekirdi. Bızbız’ın hastalığına kadar hiç araştırma yapmamış, veteriner hekimimiz ne derse uygulamış, hiç sorgulamamıştım. Malesef bu yaklaşımımın bedeli çok ağır oldu.

Ponpon genel olarak haşlanmış, yağsız et ve tavuk, sebze püreleri, haşlanmış yumurta sarısı, haşlanmış pirinç, yoğurt karışımı yemeklerle besleniyor. Bebekliğinden gelişimini tamamlayana değin vitamin takviyesi yaptık ama şimdi uygulamıyorum pek. Kuru mamayı ise 5-10 taneyi geçmeyecek şekilde, nadiren yemeğinin üzerine serpiştiriyorum veya çok tutturduğunda birkaç tane veriyorum ama asla ana öğününü oluşturmasına izin vermiyorum. Islak hazır mamalara ise asla ağzını sürmüyor.

Öğünlerinde 1/3 sebze, 2/3 et, bir kaşık yoğurt, bir kaşık haşlanmış pirinç+maydanoz şeklinde yemeğini hazırlıyorum. Mutlaka mükemmel bir denge olmuyordur ve kedimiz şimdilik çok genç ama bugüne değin ciddi bir problem yaşamadık.

Ponpon bir yaşında kısırlaştırılmadan önce bir dizi test uygulandı anestezi almadan önce, tüm değerleri çok iyi çıktı, cüsse olaraksa kesinlikle şişman değil ama cinsinin irisi, büyük bir pisoş.

Ben şahsen Fulya hanıma katılıyorum. Karbonhidrat ta çok olmasa da veriyorum. Deneme yanılma yöntemi uygulamak gibi bir lüksümüz olamaz elbette, söz konusu olan sağlık ama bence her canlının olduğu gibi kedilerinde herşeye dengeli biçimde ihtiyaçları var…

Hepinize pisilerinizle sağlıklı, upuzun yaşamlar diliyorum…


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU

 

Değerli üyelerimiz,


Cumhuriyet Gazetesi’nin 13/11/2007 tarihli GIDA eki, sakatatlara ayrılmış. İnanılmaz bilgiler var. Mutlaka bulup okuyun. Kafamıza takılan pek çok sorunun cevabı da orada. 

 

Sakatatların hem yararlı he de zararlı tüm özellikleri ayrıntılarıyla açıklanmış. En çok ilgimi çeken de, sakatatların karbonhidrat yönünden çok zengin olmaları. Ben beslenmede bazı besinleri tam olarak anlayamadığımdan olsa gerek, Fulya Hn. ile uzun uzun karbobhidratları tartışmıştık ve kedilerin karbonhidratı nasıl aldıkları ve nasıl sindirdikleri konusu hep muallakta kalmıştı.


Avladıkları hayvanların midelerindeki tahılları bile konuşmuştuk ama aslında karbonhidratı anlaşılan sakatatları yiyerek alıyorlarmış. Şu film işini bitireyim, olmazsa o sayfaları scan edip göndereyim veya TMMOB’dan tam metni isteriz.


Fulya PEKDİNÇER

 

Evet bu konuda tereddütlerimiz vardı. Doğada karbonhidrat ihtiyaçlarını nasıl karşılıyorlar diye konuşmuştuk.


En fazla karbonhidrat içeren protein bile karbonhidrat düzeyi açısından son derece yetersizmiş. Bu yüzden doğadaki yırtıcı kediler bu ihtiyaçlarını karşılayabilmek için daha fazla protein tüketmek zorundalar.


Önce şu bilgileri verelim :


Vücut hücreleri enerji gereksinimlerini büyük oranda ve öncelikle karbonhidratlardan sağlar. Ancak yeterli karbonhidrat alınmadığı zaman yağlar ve proteinler enerji kaynağı olarak kullanılırlar. Karbonhidratlar karaciğerde glikojen halinde depo edilir ve gerek duyuldukca glikoz halinde kana verilir, kan dolaşımıyla vücut hücrelerine taşınır. Karbonhidratların yeterli alınmaması durumunda ise karaciğer yağ depoları enerji kaynağı olarak kullanılırlar.

Değişik besin gruplarının her birinin hücre ve dokularda ayrı bir işlevi bulunmaktadır. Bunlardan birinin eksiği diğerinin fazlalığı ile telafi edilemez.


http://www.aof.anadolu.edu.tr/kitap/IOLTP/2281/unite06.pdf

A Hypervitaminosis (A Vitamini Fazlalığı)


Hastalığın nedeni nedir ?


A vitamininin sürekli ve yüksek miktarlarda alımına bağlı olarak şekillenir. Özellikle bazı balık türleri ve karaciğer gibi A vitaminince zengin gıdaların fazla verilmesi nedeniyle şekillenir.

Hastalığın gelişimi nasıldır ?


Vitamin A, vücutta görme fonksiyonları, epitel hücrelerinin büyümesi yanında kemik ve diş gelişimi için gerekli bir vitamindir. Beta karotenden sentezlenebilir. Ancak kediler bu sentezlemeyi yapamadıklarından direkt A vitamini olarak alınmalıdır. Kemiklerin eklem yüzeylerinde kondroblastların gelişimini sağlaması yanında kemiklerde osteoblastik aktivitenin uyarılmasını sağlayan bir vitamin olduğundan fazlalığı halinde kemik dokuda anormal gelişimlerin oluşumuna neden olmaktadır.


Hastalığın belirtileri nelerdir ?


Klinik olarak, halsizlik, sürekli uyku hali, diş etlerinde ödem ve boyun bölgesinde ağrı ilk görülen bulgulardır. Tüyler karışık ve mat görünümlü boyun gergin bir şekildedir.
Hastalık özellikle boyun ve sırt vertebralarında dejenerasyonlar ile karekterizedir. Özellikle genç hayvanlarda iskelet sisteminde deformasyonlar dikkat çekici bulgulardır. Uzun kemiklerde kısalmalar ve eklemlerin birleşme yüzeylerindeki hasarlar radyografi ile kolayca tespit edilebilir.


Kemik yapıdaki deformasyonlara bağlı olarak kırılmalar ve topallık sık görülen bir bulgudur. Ayrıca gingivitise bağlı olarak diş etlerinde çekilmeler ve diş dökülmeleride görülebilir.

 

Hastalıkdan nasıl korunulur ?


Kedilerde görülen A vitamini fazlalığının temel sebebi çoğunlukla karaciğer ile beslenmeleridir. Bunun önlenebilmesi için kedilerin gıdalarındaki karaciğer miktarını kademeli olarak düşürmek ve diğer gıdaların alınmasını sağlamaktır.


http://www.arkasokak.net/arsiv/t-41114.html

Evdeki kedilerimize, aynı doğadaki yırtıcı kediler gibi karbonhidrat alımını proteinden aldırtmaya kalkarsak onlara protein yüklememiz gerekiyor. Karaciğerde fazla olduğunu biliyoruz, o zaman dietlerine düzenli olarak karaciğer eklemeliyiz ama karşılaşacağımız sorunu yukarıda yazdım size. Bizim kedilerimiz kısırlaştırılmış ev kedileri. Doğadakiler cinsel güdüleri yüzünden enerjilerinin %60’ını bu şekilde harcıyorlar. Av peşinde koşuyorlar, vs. Biz evde ne yapacağız? Bu dengeyi nasıl sağlayacağız?


Altını tekrar çizmek istiyorum, bizler protein yüklemesine gidemeyiz.


Fulya PEKDİNÇER

YUMURTA

Yumurtayı besin değerleri açısından daha yakından tanıyalım istiyorum. O zaman kedilerimiz için ne kadar önemli bir gıda olduğunu ve rutin beslenmelerine neden mutlaka eklememiz gerektiğini çok daha iyi anlayabileceğimizi düşünüyorum.


Bir civciv vücudu için ne gerekiyorsa o küçücük yumurtadan alıyor. Kas, kemik ve organları oluşturmak için bütün besinler yumurtanın içinde var. Bu demek oluyor ki yumurtanın içinde vücut için gerekli bütün besin maddeleri bulunuyor.


Yumurta proteini, amino asitlerin hepsini yeterli oranda içeren, kolay sindirilen ve %100 vücut proteinlerine dönüşebilen en önemli protein kaynağıdır.Yumurta proteinin bağırsaklarda emilme özelliği çok yüksek olduğundan yumurtanın sindirilme özelliği de de yüksektir.

1 yumurtada 6 gr. protein, 4,5 gr. kadar yağ ve çok az karbonhidrat vardır. 55 gramlık bir yumurta 40 gr. yağlı sığır etine veya 100 gr. yağlı süte eş değerdedir.


Çiğ yumurta B vitaminlerinden biotinin vücut tarafından kullanılmasına engel olduğundan zararlıdır. Sarısının katılaşıncaya kadar pişmesi mikrobiyolojik açıdan da önem taşımaktadır. İyi pişmemiş yumurtadan salmonella gibi mikroorganizmalar geçebilmektedir. Ancak, uzun süre pişirildiğinde de lezzeti azalmakta ve sarısının etrafında oluşan yeşil halka kötü görünmesine ve kötü kokmasına daha da önemlisi besin değerinin azalmasına neden olmaktadır. Bunları önlemek için, yumurta yıkanır, hafif buharlaşmaya başlayan ancak kaynamayan suda, 8-10 dakika kaynatılır ve derhal soğuk suya tutularak soğutulur.


Vitamin Değeri :


Yumurta başlıca A, D, E ve B grubu vitaminleri olmak üzere diğer vitaminleri de önemli oranda içermektedir. Yumurta sarısındaki A vitamini gözün iyi görmesini sağlar, kemik gelişimi ve sağlıklı dişler için de gereklidir. Vücut hücrelerinin gelişmesine yardım eder. Solunum ve sindirim sisteminin sağlıklı olmasını ve enfeksiyonlara karşı korunmasını sağlar.

D vitamini, vücutta kalsiyumun kullanılmasına yardımcı olur. Yumurta sarısı, D vitamini sağlayan birkaç besinden biridir ve güneş ışınlarından da yeterince faydalanıldığı takdirde yumurta D vitamini eksikliğine bağlı kemik bozukluğu oluşmasını engeller.


Yumurta E vitamini yönünden de oldukça zengindir. E vitamini oksidasyonu önleyici etkisinden dolayı, vücudu zararlı maddelere karşı korur.


B grubu vitaminleri bazı besin öğelerinin vücutta enerjiye çevrilmesi için gereklidir. Yumurta özellikle B2 vitamini açısından çok zengindir. Bu vitamin deri ve göz sağlığı için de gereklidir.


Ayrıca yumurta da bulunan kolin, beyin fonksiyonlarının yerine getirilmesinde önemli rol oynamaktadır.

Mineral Değeri :


Yumurta, demir ve çinko gibi sağlıklı bir vücut için gerekli olan çok önemli mineralleri de içermektedir. Demir, kan yapımı için gereklidir. Demir yetersiz alındığında anemi (kansızlık) oluşur. Ayrıca demirin büyüme, gelişme ve hastalıklardan koruma rolü vardır.

Yumurtada C vitamini bulunmamasına rağmen C vitamini açısından zengin bir besinle tüketilirse yapısındaki demirin emilimini artırmış olursunuz.


Yumurtadaki çinko minerali özellikle büyüme-gelişme ve bağışıklık sisteminde rolü olduğu için çok önemlidir.


YUMURTANIN YAĞ İÇERİĞİ


Yumurtanın yağ içeriği düşüktür. Büyük bir yumurtada 4.5 gram civarında yağ bulunur. Bunun 1.5 gramı doymuş yağ asitleri, kalan kısmı ise, doymamış yağ asitleridir.

Besin Değeri: Tablosu için BKZ:

 

https://www.diyabetikkedi.com/

index.php?option=com_content&task=view&id=175&Itemid=35

http://www.vejetaryen.net/beslenme/mandira/

yumurtanin_besin_degeri.asp

http://www.kumbasaryumurta.com/yumurta_besin_tablosu.htm

http://www.kumbasaryumurta.com/gelisime_etkisi.htm


Esin OZGAN

 

Pekiii….

Ben sizler kadar bilgiye sahip degilim cunku arkadaslarim bana “aaa ondan yemeyim cok karbonhidratli, sundan yiyim kan sekerim dustu, biraz kalsiyuma ihtiyacim var” dediginde dahi bos gozlerle bakiniyorum..


Dogada, evde yada sokakta yasayan kediler..Beslenme tipi her ne olur ise olsun, genetik faktorlerin de, cinsiyetin de cok onemli oldugunu dusunuyorum..


Ornegin, karni ne kadar tok olursa olsun Mestanim taze somunu elimde gordugu anda saldirirdi, es kaza masanin uzerine birakti isem somunun uzerinde dis izleri ve hatta kabugunun kemirilmis oldugunu gorurdum. Minnosum acliktan kirilsin donup bakmazdi..Taze ekmek Mestanimla Minnosumun oglununda saldirdigi bir gidadir..Yani karbonhidrat..
Wink


Yine Mestanim, zeytin hastasiydi. Nerdeyse her kahvaltida bir tane, kesinlikle alistirdigim icin degil ama..


Minnosumu zorlasam yemezdi. Mestanimla Minnosumun ogluda bayilir zeytine..


Yogurt da erkekler tarafindan sevilen, kizlarin reddettigi bir gidaydi. Kizlarim daha cok sut istiyor..(ama pek vermiyorum, belki ayda yilda bir – oda su ile seyreltilmis)

Mestanim ve Minnosumla hicbir akrabalik bagi olmayan, 11 yaşindaki kucuk kizimi masanin ustunde unutulmus baklavayi yerken gordugumde sasirip kalmistim, herhalde karnimi doyurdum ustune de bir tatli yiyim diye dusunmemisti Tongue out


Sonra bir gun Mestanimla Minnosumun oglunu, sehpanin uzerindeki pismaniyeyi yalarken buldum…

Olcumle farkina vardim ki, ikisinin de kan sekeri cok dusuk..


Evet, yemek konusunda kediler cok cok secici (kesinlikle ben de gecmisimde bir kediydim Binbir turlu aromanin oldugu hazir mamalara bile burun cevirebiliyorlar. Ama neye ihtiyaclari varsa, bunu da kendi icguduleriyle buluyorlar diye dusunuyorum..Ve cinsiyet farkinin kesinlikle gozardi edilmemesi gerektigine inaniyorum..


Saglicakla kalin..


Fulya PEKDİNÇER

 

Hiçbirimiz uzman değiliz Wink


Bizde 7 kız 7 erkek var. Karbonhidrat eğilimlerinin cinslerine göre farklılık gösterdiğini gözlemlemedim ama ihtiyaçlarinin ne olduğunu bilip o gıdaya yönelmeleri konusunda ben de aynı sizin gibi düşünüyorum.


Duman çok sorunlu bir bebeklik geçirmişti. Her türlü mamayı reddediyordu ama tek deli gibi saldırıp kendi kendine yediği gıda yumurta sarısıydı. Elimizde yumurtayı gördüğü anda masaya tırmanıyordu ve verelim diye ağlamaya başlıyordu. Ben haftada bir 1 yumurta sarısı veriyorum ama Duman hergün yemek istiyordu, bize kahvaltıda yumurta yedirmiyordu. Eşim dayanamayıp verdiğinde çok üzülüyordum ama Duman öyle ağlıyordu ki vermemek mümkün değildi. Şimdi öyle değil. Mamasına karıştırarak veriyorum artık.

Duman’ı epey uzun bir süre biberonla beslemiştim çünkü biraz önce de bahsettiğim gibi kendi yemiyordu. Kendisi yemeye başladığında mamalarına çok miktarda yoğurt karıştırırsam yiyordu yoksa burun kıvırıyordu. Hatta ben, karnını hep yoğurtla doyuruyor, yeterli beslenemiyor mu diye üzülüyordum. Artık o oranda yoğurt istemiyor, hepsini dengeli verdiğimde çok severek yiyor.


Mişka iki hamileliğinde ve emzirme dönemlerinde mamalarına kaşık kaşık yoğurt ekletiyordu bana. Az yoğurtlu mama verdiğimde yemiyordu. Yine o dönemde tabak tabak peynir yiyordu. Şimdi mamasına biraz fazla oranda yoğurt eklesem yemiyor. Başımda bekleyip bana yeniden mama ısıttırıyor ve daha az miktarda yoğurt eklediğimde severek yiyor. Peynir miktarını da kendiliğinden düşürdü. Hergün mutlaka yiyor ama daha makul miktarlarda yiyor.


Ben bunların tesadüf olmadığını düşünüyorum. Ikisi de ihtiyaçlarını bilip ona göre beslenmek istediler.


Kedilerimizin bu tür isteklerini gözardı etmememiz gerekiyor belki de. Yeter ki işin en başından onları doğru yönlendirmeyi bilelim
 


H. Fatoş (GÜR) AKINOĞLU 

 

Aman efendim,


Beslenme konusunda kim yazmış! Bir yazmış, pir yazmış. Ama doğru yazmış. Onlar bu işi bizden iyi biliyorlar, seçme şansları olursa.


Biliyorsunuz, Tarçın da şekerinin yüksek olduğu dönemlerde durmadan marul isterdi. Öyle ki, gece evde kalmamışsa, 22:00-23:00 demez, komşuların kapısını çalardık. Sonradan bir arkadaşım, aktarlarda satılan kan şekerini düşürdüğü söylenen ilacın özsuyunun maruldan elde edildiğini söylemişti. Ama artık eskisi kadar yemiyor, çünkü şekeri normal seyrediyor. 


Fulya PEKDİNÇER


Kediler muhteşemler. Tarçın’ın marul yediğini okuyunca aklıma Duman’ın mama yemeye başladığı ilk dönemleri geldi. O da yeşilliklere saldırıyordu. Bir keresinde salata kasemden semizotu çalmış ve benim şaşkın bakışlarıma aldırmadan çatur çutur yemişti.

Sevgili Esin Hn.’ın yazdıklarını tekrar düşününce ona son derece hak verdim. Hepimizin gözünden kaçan çok önemli bir noktayı vurguladı.


Erkek kedilerin karbonhidrata daha çok yönelmeleri daha fazla enerji gereksinimleri ile ilgili olmalı. Dişi kediler belli periodlarda kızgınlık gösterirlerken, erkek kediler yıl boyunca kızgınlık halinde olabiliyorlar. Bu enerjilerini de bir şekilde sağlamak zorundalar.

Mestan’ın kısırlaştırılmış bir kedi olduğu halde cinsel yönden hep çok aktif olduğunu konuşmuştuk Esin Hn.ile.Taze ekmeğe bu nedenle düşkündü belki de.


Doğada mutlaka bu durum çok daha barizdir ama evlerimizde kedilerimiz genelde kısırlaştırılmış olduğu için farkedemiyoruz.


Baklava olayı beni aşar
Laughing Bunun da mutlaka açıklaması kan şekeri düşüklüğü ile ilgilidir, haklısınız. Kayınvalidemin erkek kedilerinden biri de cevizli kabak tatlısını çok severek yiyor ama bunlar ekstrem örnekler. Biz kötü örnek olmayalım Wink

Paylaşmak önemsemektir!

Share

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Copy Protected by Chetan's WP-Copyprotect.